Başkanlık sistemi ve Erbakan

0
366
Milli Görüş’ün tek temsilcisiolan Saadet Partisi’nin, anayasa değişikliğine yönelik ortaya koyduğu “yol gösterici” duruş ve bir birinden önemli teklifleri kamuoyunda geniş yer tuttu.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu uzunca süredir uyarılarını yineliyor. Hatta bunun için Karamollaoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı bizzat ziyaret ederek endişelerini ve partisinin tekliflerini iyi niyetle iletti. Başbakan Yıldırım ve diğer siyasi parti liderlerine de mektup gönderilerek endişeler ve çözüm önerileri aktarıldı. Sorumlu muhalefet anlayışı gereği…

Özet olarak bugün Saadet Partisi, düzenlemenin kısa vadeli ve kişi odaklı düşünülerek hazırlanmasının oluşturacağı muhtemel kaosa vurgu yaparak dikkatli olunmasını salık veriyor. Buna ek olarak da, Türkiye’nin asıl sorununun başkanlık sistemi olmaması değil, iyi yönetilememesi olduğunu hatırlatıyor. AKP hükümetinin yapmak istediği hiçbir şeye mevcut sistemin engel olmadığına dikkat çekiyor.

Peki iktidar çevresi buna ne yanıt veriyor?

Kutuplaştırma siyasetiyle Saadet Partisi’ni birileriyle beraber olmakla itham ediyor, dahası Erbakan Hoca’nın başkanlık sistemini desteklediği yönünde algı oluşturmaya çalışıyorlar.
Birileriyle aynı safta olma iftirası, kutuplaştırıcı sığ siyaset ürünü olduğu için Milli Görüşçüler tarafından önemsenmiyor. Nitekim aynı çevreler dün operasyonlara ve hükümete destek vermiyor diye Erbakan Hoca’yı bile utanmadan “Ergenekon’un siyasi ayağı” olarak ilan etme bedbahtlığına düşmüşlerdi.
Ancak başkanlık sistemini Erbakan Hoca’nın arzusu, hayali gibi gösterme konusu irdelenmesi gereken bir durum halini aldı.
Zira MNP ve MSP döneminde Erbakan Hoca’nın başkanlığa geçiş önerilerini alan bu çevreler, Erbakan Hoca’nın RP, FP ve Saadet Partisi dönemlerindeki açıklamalarını ve Adil Düzen tekliflerini ise göz ardı ediyorlar.
Onun için tarihsel süreçte Erbakan Hoca’nın başkanlık ile ilgili ne düşündüğünü göstermek yararlı olacaktır.
İlk örnek MNP ve MSP dönemindedir.
1- Başkanlık sistemi getirilecektir. Devlet başkanlığı olan cumhurbaşkanlığı ile hükümet başkanlığı olan başbakanlık birleştirilecek, icraya kuvvet, sürat ve müessiriyet sağlanacaktır. Başkanı tek dereceli olarak millet seçecektir. Böylece devlet – millet kaynaşması ve bütünleşmesi kendiliğinden doğacak ve cumhurbaşkanlığı seçimi mevzuunda rejimimizi yıpratan iç ve dış spekülâsyonlara imkân kalmayacaktır.
2- Senato tümüyle kaldırılacak, tek meclis sistemine gidilecektir.
3- Milletvekili sayısı üç yüze indirilecek ve Meclis’in randımanını artıracak müessir usuller getirilecektir.
4- Millî iradenin tecellisini kayıtlayan veya kısıtla yan ve bu vatanın evlâdını birbirine düşürerek siyasî hayatı çekilmez hale getiren parlamentonun seçimlerden sonra da ahenkli bir barış içerisinde çalışmasını engelleyen, verimini azaltan ve daha çok delege saltanatına yol açan seçim sistemlerini tasfiye etmeye ve karma liste imkânına geniş manada yer veren yeni bir seçim sistemi getirmeye kararlıyız.
5- Mühim meselelerde millet iradesini ve kontrolünü mümkün kılan referandum (halk oylaması), halk vetosu, halk teşebbüsü usullerini getirmek kararındayız.
6- Halk vetosu usulüyle milletimizin istemediği, buna rağmen milletten oy alarak Meclis’e giren milletvekillerinin oylarıyla kanunlaşan teklifler millet tarafından veto edilebilecektir. Halk teşebbüsü ile de vatandaş isteklerini seçtiği milletvekilleri kanun teklifi olarak Meclis’e getirmezse, bu hakkına istinaden bizzat kendisi kanun teklifi olarak Meclis’e getirilecektir.
7- Ceza davalarında jüri usulünün ihdası ile mahkemelerimizin millî arzu ve irade istikametinde icrayı adalet etmesinde kolaylık sağlamak emelindeyiz.
Görüldüğü gibi Erbakan Hoca aslında yalnızca başkanlık sistemi değil, sistemin bütünden değiştirilmesine yönelik teklifleri sıralıyor. Bugünkü hükümetin teklif ettiği gibi milletvekili sayısını artırmayı değil, tam aksine 300’e indirmeyi planlıyor. Yüzde 10 barajını görmezden gelen bugünkü hükümetin aksine, Parlamento’da tüm kesimlerin temsilinin sağlanacağı bir seçim kanunu öneriyor. Kuvvetler ayrılığında denetleme mekanizmasının da güçlendirilmesini istiyor Erbakan Hoca.
Refah Partisi dönemine geldiğimizde ise, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da sıklıkla yolundan gittiğini söylediği Özal var Erbakan Hoca’nın karşısında. Konu yine başkanlık sistemi ve işte Erbakan Hoca’nın Özal’a verdiği dersler…
Türkiye’de ekonomik bakımdan tam bir kriz ve yanlış politikaların korkunç tahribatı yaşanırken işsizlik, fakirlik, açlık, enflasyon ve geçim sıkıntısı dayanılmaz boyutlara ulaşmışken ülkenin bu temel meselelerden hiçbirisi ne ANAP’ın ne Özal’ın gündeminde ye almaktadır.
Milletin bütün bu dertleri bir kenara bırakılmış en mühim mesele olarak, nasıl olacak da;
– Özal bir türlü muhalefete kabul ettiremediği cumhurbaşkanlığını, kendisini millete seçtirmek suretiyle kabul ettirecek,
– İkinci bir kere daha cumhurbaşkanı seçilme imkânına kavuşacak,
– Rejimi başkanlık sistemine dönüştürecek,
– Bugün Anayasa ve yasalara aykırı olarak yürüttüğü “Tek adam” yönetimini meşru hale getirebilecek!
– Türkiye’nin şu anda yapması lazım gelen en acil işi “Hile Rejimi”nden başka bir işe yaramayan mevcut seçim kanunu yerine Adil bir Seçim Kanunu yapması ve en kısa zamanda seçime gitmesidir.
Görüldüğü gibi, Erbakan Hoca bu kabil önerilerin oyalamadan ibaret olduğunu belirtiyor ısrarla. Nitekim Refah Partisi’nin anayasa değişikliği ile ilgili sunduğu Uzlaşma Metni’nde ya da diğer seçim beyannamelerinde de başkanlık sistemi gibi öneri bulunmuyor.
1996 yılında ise bu kez Başbakan sıfatıyla Başkanlık sistemi tartışmasını değerlendiriyor.
Sen hem istikrardan bahsediyorsun hem şimdi işimizi, gücümüzü bırakalım Türkiye’nin bütün rejimini değiştirelim diyorsun.
Kendine gel!
Kardeşim, gel biz meseleleri çözelim. Bırak şekilleri, başkanlıkmış şuymuş, buymuş… Bunların hepsi şekil!
İşte Türkiye… Biz bu vatandaşlarımızı beyanname vermekten geçen hafta kurtardık ya… İki saatte bu kararı aldık, Bakanlar Kurulu’nda, Allah’a şükürler olsun. Türkiye’miz bu meseleleri çözmek için bugün, en güzel fırsata sahiptir. Hazır bu fırsat elimizdeyken, işleri çözmeye bakalım. Böyle işimizi gücümüzü bırakıp da, efendim başkanlık sistemiydi, anayasaları değiştirelim, yeniden seçimlere gidelim… Şu anda Türkiye’nin gündemi bunlar değil.
Aslında izan ve insaf sahipleri için bu açıklamalar yeterli olmaktadır. O halde nasıl oluyor da birileri sanki Erbakan Hoca böylesi bir anayasa değişikliğini kabul edermiş gibi bir görüntü verebiliyor.
Bunun tek bir cevabı olabilir.
“Amaca giden her yol mübahtır” anlayışını doğrularcasına hareket edip Milli Görüş gömleğini çıkaran bir zihniyetin, önüne gelen her fırsatı bir istismara dönüştürmesi varlık sebebi olsa gerek!
Hicretinin son anına kadar cihad eden Saadet Partisi Genel Başkanı ve Milli Görüş lideri Erbakan Hoca’nın şu sözlerini unutmamak gerekiyor, vesselam…
Türkiye’de fakirlik artmıştır, işsizlik dayanılmaz boyuta gelmiştir, dış borç dayanılmaz hale gelmiştir, din değiştirilmeye (reform girişimleri, ılımlı İslam) çalışılmaktadır, Türkiye bölünmeye götürülmektedir şuursuzluk yüzünden ve bu bölünen parçalar bir müddet sonra birbirleriyle çarpıştırılacaktır. Bu kalkan (Malatya’da kurulan Füze Kalkanı) projeleri var ya, bunların hepsi Türkiye’yi bölmek içindir. Uzmanlardan aldığımız bilgileri inceledik, bir de baktık ki vay canına ya, söylemek istemiyorum uygun görmediğim için, bahsedilmesi bile doğru değil. Yumuşak lokma haline gelecek, millet birbiriyle çarpışacak, İsrail’e vilayet yapılacak. 
Nereye gidiyoruz ya!
Bak, bu sözümü unutmayın, toprak kayıyor toprak!!!
Hocam, bu evlatlarınıza iyi yapıyorlar deyin de, etrafınızda pervane olsunlar, ne güzel herkes size böylece gıpta eder durur. Vatan ne olacak?
Türkiye’nin bütünlüğünü nasıl koruyacağız, birliğini nasıl koruyacağız, Türkiye’yi nasıl kalkındıracağız, Türkiye’yi nasıl lider ülke yapacağız?
http://www.milligazete.com.tr/baskanlik_sistemi_ve_erbakan/448621
RAYLAŞ