Dillerin Sınıflandırılması ve Türkçenin Dünya Dilleri Arasındaki Yeri

3
894
DİLLERİN SINIFLANDIRILMASI VE TÜRKÇENİN DÜNYA DİLLERİ ARASINDAKİ YERİ

DİLLERİN SINIFLANDIRILMASI VE TÜRKÇENİN DÜNYA DİLLERİ ARASINDAKİ YERİ
Binlerce yıl önce dünya nüfusu çok çok azdı ve insanlar, dünyanın belli yerlerinde kümeleşerek uygarlıklar oluşturmuşlardı. Daha sonra insanlar çoğalıp göçmeye, yeni uygarlık merkezleri oluşturmaya başladılar. Bu uygarlık merkezlerine de geldikleri yerlerde konuşulan dilleri götürdüler. Binlerce yıl içinde bu diller gidilen yerlerde çeşitlendi, değişti. İşte ilk uygarlık merkezinde konuşulan dillere ına di denmektedir.
Bu ana diller, büyük dil ailelerini oluşturan merkez dillerdir. Bunlardan türeyen diller gerek köken gerekse de yapı olarak akrabalık oluşturur. Örneğin Türkçe, Asya’da Ural ve Altay Dağları civarında yaşayan Türklerin ana dilleriydi. Dilimiz, doğal olarak atalarımızın geldiği yerlerdeki “Moğolca, Korece, Japonca” gibi dillerle köken ve yapı olarak akrabadır.
Diller, iki açıdan sınıflandırılır:
A-YAPILARI BAKIMINDAN DİLLER                                                                             
Dillerin gramer özelliklerine göre sınıflandırılmış biçimidir:

  • Tek Heceli (Yalınlayan) Diller: Bu dillerde tüm kelimeler tek hecelidir, ek ve çekimleme yoktur. Bu nedenle bu dillerde sesteşlik çok fazladır ve bu durum, vurgu ve tonlamayı bu diller için çok önemli hale getirmiştir: Çince, Tibetçe, Vietnam dili, bazı Himalaya ve Afrika dilleri ve Endonezya dilleri…
    Eklemeli (Bitişken) Diller: Bu dillerde ek ve çekimleme vardır fakat kök hiç değişmez. Ekler başa veya sona gelebilir. Türkçe bu dillerin “sondan eklemeli” grubundandır: Türkçe, Moğolca, Mançuca, Tunguzca, Korece, Fince, Macarca, Japonca…
    Bükümlü (Çekimli) Diller Bu dillerde de çekim ve türetme eklerle yapılır ancak bu sırada başa, ortaya ve sona gelen ekler kökü değiştirir: Arapça, İngilizce, Almanca, Fransızca…

 

  • B:KAYNAKLARI (KÖKENLERİ) AÇISINDAN DİLLER                                              
    Bir ana dilden zamanla ayrışmış akraba dillerdir. Bu ayrışma şöyle sınıflandırılabilir:Hint-Avrupa Dil Ailesi
    Baltık-Slav dilleri (Eski Slavca, Bulgarca, Rusça, Lehçe, Çekçe, Slovakça, Hırvatça, Slovence, Makedonca, Ukraynaca, Litvanca), Germen dilleri (İngilizce, Almanca, İsveççe, Norveççe, Flemenkçe, Danca, İzlanda dili), Roman dilleri (Latince, İtalyanca, İspanyolca, Portekizce, Fransızca, Rumence, Katalanca), Farsça, Hintçe, Afganca, Urduca, Yunanca, Ermenice, Arnavutça, Eski HititçeHami-Sami Dil Ailesi
    Kuzeybatı Afrika ve Güneybatı Asya dilleri (Aramca, Asurca, İbranice, Arapça, Berberice)Çin-Tibet Dilleri
    Çince, Tibetçe, Birmanca

    Bantu Dilleri
    Orta ve Güney Afrika dilleri (Kongoca, Susuca, Pölce)

    Ural-Altay Dilleri
    Ural kolu (Fince, Macarca, Samoyetçe), Altay kolu (Türkçe, Moğolca, Korece, Japonca)

    Okyanusya Dilleri
    Malayca, Javaca, Havaice, Tahitice

    Kafkas Dilleri
    Gürcüce, Abhazca, Çeçence, Çerkezce

RAYLAŞ

3 YORUMLAR

  1. DİLLERİN SINIFLANDIRILMASI VE TÜRKÇENİN DÜNYA DİLLERİ ARASINDAKİ YERİ
    1. DİLLERİN SINIFLANDIRILMASI
    * Bugün yeryüzünde kaç dil konuşulmuş olduğu kati olarak belli değildir. Bununla beraber yeryüzünde konuşulan dil sayısının averaj 3000-3500 içinde olduğu tahmin edilmektedir.
    * Yeryüzündeki diller, ses sistemi, şekil yapısı ve söz dizimi bakımından bazı yakınlıklar ve benzerlikler gösterir. Diller arasındaki bu yakınlık ve benzerliğe dil aileleri (dil akrabalığı) adı verilir.
    Yeryüzündeki diller yapı ve köken olmak suretiyle iki bakımdan incelenir:
    A. Yapı Bakımından Dünya Dilleri
    1. Tek heceli diller:
    Bu dillerdeki sözcüklerde çekim eki yoktur.
    Sözcükler ek almadan değişime uğramadan kalmaktadır.
    Cümle içinde sözcükler, bulundukları yere ve başka sözcüklerle yan yana gelme durumuna gore anlam kazanır.
    Yeryüzünde Çince ile Vietnam dili ve bazı Himalaya ve Afrika dilleri ve Avrupa’da Bask dili bu gruba girer.
    2. Eklemeli (Bitişken) Diller:
    Bu dillerde bir yada daha çok heceli köklere yapım ve çekim ekleri eklenmiş olur.
    Köke getirilen yapım ekleri ile yeni sözcükler, yeni kavramlar türetilir.
    Bu dile en güzel örnek Türkçedir. Ek olarak Altay dilleri, (Moğolca, Mançu-Tunguz) minik ayrımlarla Japonca; Ural dilleri (Fince, Macarca, Samoyetçe) ile bazı Asya ve Afrika dilleri bu gruba girer.
    3. Çekimli (Bükümlü) Diller:
    Büküm, sözcüğün çekimi esnasında kökün bilhassa kökteki ünlünün değişmesidir.
    Çekim esnasında görülen değişimlerle yeni sözcükler ve kavramlar ortaya çıkar.
    Hint- Avrupa dilleri (Almanca, Farsça, Fransızca, Hintçe) ile Arapça çekimli dil grubuna girer.
    B. Köken Bakımından Dünya Dilleri
    1. Hint – Avrupa Dilleri Ailesi
    a. Asya Kolu: Hintçe, Farsça, Ermenice
    b. Avrupa kolu:
    * Germen (Cermen) Dilleri: Almanca, İngilizce, Felemekçe (Hollanda’da ve Belçika’nın bir kısmında kullanılan dil).
    * Romen Dilleri: Latince, Fransızca, İspanyolca, Portekizce, İtalyanca
    * İslav Dilleri: Rusça, Sırpça, Lehçe (Lehistan bölgesinde kullanılan dil).
    2. Hami-Sami Dilleri Ailesi: Akatça, Arapça, İbranice
    3. Bantu Dilleri Ailesi: Orta ve Cenup Afrika’da yaşayan Bantuların dilleri bu gruba girer.
    4. Çin Dilleri Ailesi: Çince ve Tibetçe bu ailedendir.
    5. Ural- Altay Dilleri Ailesi:
    a. Ural Kolu: Fince, Macarca, Estonca
    b. Altay Kolu: Türkçe, Moğolca, Mançuca
    “ Türkçe dünya dilleri içinde yapı bakımından sondan eklemeli dil grubuna girer. Köken bakımından ise Ural-Altay dil ailesinin Altay koluna bağlıdır. “
    2. TÜRK DİLİNİN TARİHÎ GELİŞİMİ
    Türk dilinin kökeni çok eski çağlara dayanmaktadır. Bugüne dek Türk dili gelişme aşamalarına gore şu şekilde sınıflandırılır :
    1. Altay Çağı: Altay çağlarında Türkçe hemen hemen bir dil niteliği kazanmamıştır. Türkçe-Moğolca dil birliğinin görüldüğü dönemdir.
    2. En Eski Türkçe Çağı: Bu çağla ilgili kati bilgiler yoktur.
    3. İlk Türkçe Çağı: MÖ 5. yy – MS 5-6. yy arasını kapsar. Hun İmparatorluğunun hakim olduğu dönemdir. Bu zamanda Hun İmparatoru Mete Han’ın anlatıldığı Oğuz Kağan Destanı yazılmıştır.
    4. Eski Türkçe Çağı: Bu çağ 5. yy – 10. yy arası süreci kapsar. Türkçenin malum en eski örnekleri bu dönemden (8. yy) kalmıştır. Eski Türkçe Çağı, Türk adının kullanıldığı ve ilk Türkçe belgelerin ortaya konulduğu çağdır. Türk adı ilk kez (550-745) yılları arası devlet kuran Göktürkler’de kullanılmıştır. Eski Türkçe Çağı, Göktürkçe ve Uygurca olmak suretiyle iki döneme ayrılır. Göktürkçe, Çin’in kuzeyinde bugünkü Moğolistan’da büyük bir göçebe devleti kuran Göktürklerin dilidir. Bu zamanda Tonyukuk Anıtı, Kültiğin Anıtı ve Bilge Kağan Anıtı yazılmıştır. Uygurca ise yerleşik hayata geçerek tarımla uğraşan Uygurların dilidir. Bu zamanda Altun Yaruk (Altın Işık) adlı metin ile Budizm ve Maniheizme ilişik bazı dinî metinler yazılmıştır.
    5. Orta Türkçe Çağı: 10. ve 16. yüzyıllar arası kullanılan Türkçe zamanıdır. Türkler İslâmiyet’i bu zamanda kabul etmişlerdir. Bu zamanda eski Türkçe özellikleri korunmakla beraber din yöntemiyle Arapçadan, Farçadan yeni yeni sözcükler dilimize girmeye adım atmıştır.
    Bu dönem üç ayrı sahada gelişme göstermiştir.
    a. Doğu Türkçesi (Çağatayca)
    b. Batı Türkçesi (Anadolu Türkçesi, Azeri Türkçesi, Türkmence)
    c. şimal Doğu Türkçesi (Kırgızca ve Kazakça)
    6. Yeni Türkçe: 16.- 20. yüzyıllar arası süreci kapsar. Osmanlıca, Azeri Türkçesi, Çağatayca, Özbekçe vb. dillerden oluşur.
    7. çağıl Türkçe: 20. yüzyıl ve günümüz Türkçesini kapsar.

    TÜRKÇENİN GELİŞMESİNE KATKI SAĞLAYAN ESERLER
    Türklerin 10. yüzyıldan itibaren İslâmiyeti kabul etmesiyle beraber din, dil ve kültür hayatlarında mühim değişimler olmuştur. Bu zamanda bilim dili olarak Arapça, edebiyat dili olarak da Farsça kullanılmaya başlanmıştır. Dil ve kültür alanındaki bu etkilenme sonucu Arapçadan, Farsçadan dilimize bir çok sözcük ve kavram girmiştir. Sadece Türkçe bir taraftan da varlığını sürdürmüştür. Özellikle Karahanlılar döneminde (932-1212) dil ve edebiyatımız açısından mühim sayılan Kutadgu Bilig, Divanü Lügati’t Türk ve Atabetül Hakayık adlı eserler yazılmıştır.

    Anadolu’da Türkçenin gelişmesi ise şu şekilde olmuştur: 11-12 ve 13. yüzyıllarda Anadolu’da Anadolu Selçukluları devleti yönetime hâkimdi. Bu zamanda devletin resmî dili Farsça idi. Edebiyat ve sanat dili olarak Farsça, bilim dili olarak da medreselerde Arapça öğretiliyordu. Aydınlar eserlerini Arapça–Farsça ya da bu dillerin karışımıyla yazıyorlardı. Türkçenin gelişimine 12 ve 13. yüzyıllarda Şeyyat Hamza, Ahmet Fakih, Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli, Hoca Dehhani, Dede Korkut vb. bir çok yazar ve düşünür katkı elde etmiştir.

  2. Dillerin Yapı Bakımından Sınıflandırılması Tek heceli diller: Her kelime tek. hecelidir.. Kelimelerin çekimli halleri yoktur. Cümlenin anlamı kelimenin cümle içindeki sırasına göre belirlenecektir.
    ► Diğer dillerde ekle yeni anlamlar kazanan sözcükler yerine zengin bir vurgu sistemi vardır. Sözcükler farklı vurgulan- malarıyla anlam kazanırlar. Çin-Tibet dilleri bu gruba girer.
    Eklemeli diller: Tek ve çok heceli kelime kökleri ile ekler vardır. Kelimeler ek alarak farklı anlamlar ve görevler yüklenirler. Bu,ekleme sırasında.. kökler..değişmez,,köklerle.ekler..açıkça ayırt.edilebilir,
    ► Ekler sözcük başına veya sonuna gelebilir. Türkçe sondan eklemeli..bir.dildir,..
    Çekimli diller: Çekimli dillerde de tek ve çok heceli kökler ve birtakım ekler vardır.

  3. 1. DİLLERİN SINIFLANDIRILMASI
    Diller yapılış özelliklerine göre ortak özellikler gösterenleri grup oluşturacak şekilde sınıflandırılır. Buna göre yeryüzündeki dilleri ses sistemleri, sözcük yapıları, söz dizimleri bakımından gruplandırabiliriz. Benzer özellikler gösteren dil gruplarının her birine “DİL AİLASİ” denir. Aralarında yapısal benzerlik bulunan dillerin köken bakımından da aynı kökten geldiği kabul edilmektedir.
    Dünya dilleri köken bakımından beş gruptan veya aileden oluşmaktadır.
    I. HİNT-AVRUPA DİL AİLESİ
    İkiye ayrılır.
    A. ASYA DİLLERİ (HİNT-İRAN DİLLERİ)
    a) Hint Dilleri: Hintçe, Urduca(Pakistan dili)
    b) İran Dilleri: Farsça, Peştunca, Tacikçe
    B. AVRUPA DİLLERİ
    a) Latin Dilleri: İtalyanca, İspanyolca, Romence, Arnavutça, Yunanca
    b) Germen Dilleri: Almanca, İngilizce, Fransızca
    c) Slav Dilleri: Rusça, Hırvatça, Bulgarca, Romence, Sırpça, Lehçe
    II. HAMİ SAMİ DİL AİLESİ
    Arapça, İbranice, Habeşçe
    III. ÇİN-TİBET DİL AİLESİ
    Çince, Tibetçe
    □E)
    IV. BANTU DİL AİLESİ
    Afrika dilleri
    V. URAL-ALTAY DİL AİLESİ
    İki kolda gelişir.
    A. Ural Dilleri: Macarca, Fince, Estonca
    B. Altay Kolu: Türkçe, Moğolca, Mançuca, Japonca, Korece, Tunguzca
    Türkçe ana dil olarak dünyada en geniş alanda konuşulmaktadır. Yukarıdaki harita Türkçenin ana dil olarak konuşulduğu alanları göstemektedir.
    2. TÜRKÇENİN TARİHİ GELİŞİMİ VE TÜRKİYE TÜRKÇESİ
    Türkçe Türklerin ana yurdu olan Altay dağları, Tanrı dağları ve bu dağların indiği düzlüklerden başlayarak uçsuz bucaksız bozkırlarda gelişmiş ve yayılmış bir dünya dilidir. Hiçbir teknik destek, kurumsal bir yapılanma, siyasal bir bağlayıcılık ve emrivakilere getirmeden öz değerleriyle güçlenmiş, bütünleşmiş, yayıldığı coğrafyaların doğal varlıklarından beslenmiş, onu konuşan ulusun zekâsından güç bulmuş ve doğal olarak yayılmıştır. O, sömürgecilik veya arkasına Birleşmiş Milletler teşkilatını alarak siyaseten yayılmamıştır. Türkçe bu nitelikleriyle dünyanın en geniş arazisine yayılan “ana dil”dir. Türkçe ana dil olarak en çok konuşanı bakımından dünyanın üçüncü büyük dilidir. Emperyalizm yoluyla yayılan diller arasında bile dünyanın en çok konuşulan beşinci büyük dilidir. Bu bakımdan Türkçe gelişmiş, büyük, bir dünya dilidir.
    Türkçe tarihin derinliklerinden süzülüp gelen bir büyük kültür nehridir. İlk kez nerelerde, ne zaman konuşulduDİLLERİN
    SINIFLANDIRILMASI VE TÜRKÇENİN DÜNYA DİL GRUPLARI ARASINDAKİ YERİ
    ğunu saptamak bugünkü bilgi ve teknikle mümkün değildir. Ancak Çin kaynaklarından edinilen bilgilere göre M.Ö. II. Yüzyılda, tahminen Mete Han döneminde Türk kağanlarının Çin hanlarına güzel üsluplu Türkçe mektuplar yazmışlardır. Güzel üslubun oluşması o dönemlerde uzun zamanda gerçekleşecek bir olgunluk olsa gerek. Bu bilgilerden de Türkçenin çok eski ve çok işlek bir dil olduğunu anlıyoruz.
    Türkçenin edebiyat ve tarih sahnesindeki ilk belgesi yazıtlardır. Orhun ve Yenisey yazıtları. Orhun (Göktürk) yazıtları Türkçenin gücünü, emsalleri karşısındaki görkemini, gelişmişliğini ortaya koyması bakımından eşsizdir. Göktürk dönemi Türkçesine kadar bütün boyların eski lehçeler olan Eski Çuvaşça, Eski Yakutça ve Ana Türkçe kollarında toplandıkları kabul edilmektedir. Eski Çuvaşçadan Çuvaşça, Eski Yakutçadan Yakutça oluşmuştur.
    Eski Yakutça ve sonra Yakutça, Eski Çuvaşça ve Çuvaşça ile Ana Türkçenin gelişen kollarının birbirinden farklı nitelikler kazanarak gelişmesinin nedeni Türkçeyi konuşan bu boyların birbirinden uzak coğrafyalara göçmeleri, oraları yurt tutarak oralarda kalmaları ve birbiriy- le diyalog içinde olamamalarıdır.
    Türkçenin üç lehçeye ayrıldığını bilmekteyiz:
    ❖ Eski Çuvaşça
    ❖ Eski Yakutça
    ❖ Ana Türkçe-Hun Göktürk Dönemi
    Ana Türkçeden gelişen şiveler şöyledir:
    I. KUZEYDOĞU TÜRKÇESİ
    Kuzeydoğu Türkçesi iki kola ayrılır:
    A) Kuzey Türkçesi (Kıpçakça)
    B) Doğu Türkçesi (Hakaniye Türkçesi veya Özbekçe)
    II. BATI TÜRKÇESİ
    Batı Türkçesi (Oğuzca) iki kola ayrılır
    A) Azeri Türkçesi
    B) Anadolu Türkçesi
    Bugün Anadolu’da ve Orta Asya’da konuşulan Türkçe, Ana Türkçeden gelişen şivelerdir.
    Göktürk yazıtlarından önce ve sonra şifahi yöntemlerle oluşturulmuş çok değerli destanlarımız ve sözlü gelenekteki şiirlerimiz, halk öykülerimiz vardır. Kaşgar- lı Mahmut’un Divan-ı Lügat’it-Türk adlı eseri Türkçey- le ilgili kader belirleyen bir eserdir. Bu eser Türkçenin geçmiş verimlerinin tespit edilerek kalıcı hale getirilmesi açısından eşsizdir. İlk kitabımız olan Kutadgu Bilig, Ka- rahanlı Türkçesiyle yani Özbek Türkçesiyle verilmiştir.
    İslamiyeti kabul edişimizle görülen bu etki, Anadolu sahasında Büyük Selçuklular, Anadolu Selçukluları, OsmanlI İmparatorluğu dönemleri boyunca; Orta Asya’da ise Gazneliler, Karahanlılar dönemlerinde devam etmiştir. Türkçe bilimsel eserler ve dini eserleri takip için Arap- çanın, edebi eserleri takip için Farsçanın etkisine girer. Anadolu sahasında olduğu gibi Orta Asya sahasında da Türkçenin bu durumdan kötü etkileneceğini, tedbir alınması gerektiğini ileri süren sorumlu aydınlarımız olmuştur. Ancak çok geniş coğrafyaya yayılan dilimizin gelişmesini takip, aleyhindeki durumları kontrol için bireysel düşünce ve çaba yetersiz kalıyordu. Kurumsal çalışmalar o dönemde gerekliydi. O zamanki Türk devletlerinin bu sahada kurumsal çalışma yapma bilinci yoktu. Devlet adamlarının birinci derece önceliği de bu olamadı.
    Çağatay sahasında Ali Şîr Nevai, Türkçeye ve geliştirilmesine yönelik güzel düşünceler ortaya koymuşsa da bu, uygulamaya geçirilmedi.
    Anadolu sahasında Anadolu Selçukluları döneminde Farsça resmi dil olarak kabul edilmişti. Ta ki Karama- noğlu Mehmet Bey’in meşhur fermanına kadar da durumdan şikâyet eden olmadı.
    Türk edebiyatının büyük şairlerinden olan Mevlana Ce- laleddin-i Rumi, eserlerini Farsça vermiştir. Divan şiiri geleneğinin oluşmaya başladığı yüzyılda Aşık Paşa Türkçe ile yazmayı öne çıkardı ama bu da bireysel ve cılız bir çabadan öteye gidemedi.
    Aydınlar arasında yabancı dillerin revaç bulmasının yanında halk arasında dilimizin şaheserlerini yaratan Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre, Karacaoğlan, Dertli ve bunlar gibi yüzlerce ozanımız sayesinde Türkçe bayrağı layık olduğu yüksek semalarda dalgalanmıştır.
    Türkçe, Tanzimat döneminde Şemseddin Sami’nin “Ka- mus-ı Türki”si ile ele alındı. Necip Asım Veled Çelebi
    gibi aydınlarımızın fikirleri yaygın kanaati değiştirmeye başladı.
    1893’te Orhun Yazıtları’nın DanimarkalI bilgin Villiam Thomson tarafından çözülmesi ve okunması büyük heyecan yarattı. Ahmet Hikmet Müftüoğlu bu olayı “Gönül Hanım” adlı eserinde romanlaştırmış ve milli duyguyu coşturmuştur.Göktürk Yazıtları ile Kilisli Rıfat ile başlayan ilgi devam etmiştir.
    Türkçe ile ilk kapsamlı çalışma Anadolu sahasında Milli Edebiyat anlayışının kurucuları olan ZİYA GÖKALP, ÖMER SEYFETTİN, ALİ CANİP YÖNTEM gibi Türkçü sanatçılar tarafından yapılmış ve dilimizin Arapça, Far- sçanın etkisinden kurtarılması kurallara bağlanmış ve hemen uygulamaya geçilmiştir.
    Dilimizle ilgili en büyük çalışma, 1932 yılında, Büyük önder ATATÜRK’ün TÜRK DİLİ TETKİK CEMİYETİ’ni (Türk Dil Kurumu) kurması ve sorunu kurumsal bir çalışmaya bağlamasıdır. Tarama çalışmaları yapıldı. Sözlükler hazırlandı. Konuşma ve yazı dilinin birleştirilmesi için Yazım Kılavuzları çıkarıldı. Kaynak birçok yayın ortaya kondu.
    Büyük önder Atatürk’ün gösterdiği yolda yapacak çok daha büyük çalışmaların olduğunu kabul etmeliyiz. Bu çalışmaların başında bütün hayatımızı yüksek oranda dolduran yabancı sözcüklerden her alanda uzak durmak gelecektir.
    Lehçe: Bir dil içinde tarihin geçmiş, hatta bilinmeyen dönemlerinde meydana gelen önemli farklılaşmaların her birine lehçe denir. Çuvaşça, Yakutça…
    Şive: Bir lehçe içinde tarihin tespit edebildiği, orta düzeyde farklılaşmaların her birine şive denir. Azerice, Kıpçakça…
    Ağız: Bir şive içinde yöreden yöreye, ilden ile fark edilebilen küçük söyleyiş farklılıklarının her birine ağız denir. Erzurum ağzı, Trabzon ağzı, Kayseri ağzı…
    TÜRKÇENİN YAPILIŞ ÖZELLİKLERİ
    ❖ Türkçe çok heceli dillerdendir ancak eylemlerin çoğu tek hecelidir. Bu da Türklerin at sırtında oldukça hızlı hareket etmelerinin anlatıma yansımasıdır. Bu nedenle ilk çağlarda cümlelerde kısadır.
    ❖ Türkçe eklemli dillerdendir. Yani yeni sözcükler gerektiğinde eklerden yararlanılır.
    DİLLERİN SINIFLANDIRILMASI VE TÜRKÇENİN
    ❖ Türkçe çekimli dillerdendir. Yani cümle kuruluşlarında ad ve eylem çekimleri vardır.
    ❖ Türkçe sondan eklemli dillerdendir. Ekler sözcük sonlarına getirilir.
    ❖ Türkçede önce yapım ekleri, sonra çekim ekleri getirilir, “-ki” eki bu kuralın dışında kullanılabilmektedir. “Aklindakini söyle!”
    ❖ Türkçe bitişken dillerdendir. Ekler sözcük kök veya gövdesine bitişik yazılır. Özel adlara getirilen çekim ekleri sadece kesme işaretiyle (’) ayrılır.
    ❖ Türkçede sözcükler cümlelerde özne-tümleç- yüklem sıralamasına göre yer alır. Farklı dillerde farklı dizilişlerde vardır.
    ❖ Türkçe ünlülerinin çokluğu bakımından dünyanın güzel dillerindendir.
    ❖ Türkçe ünlülerinin kullanımını kurallara bağlar ve ezgili bir dildir. Ünlü uyumları vardır.
    ❖ Türkçede ünsüzlerin sözcüklerdeki kullanımları da kurallara bağlanmış. Ünsüz benzeşmeleri, ünsüz yumuşamaları kuralları vardır.
    ❖ Türkçe çok heceli olsa da benzer hecelerin yan yana çokça gelmesini sevmez ve orta hece düşmelerine neden olur.