muhteva forum

Ecel nedir

İtikat(İnanç-İman) icinde Ecel nedir konusu , Ecel nedir? Ömür kısalır ya da uzar mı? Ecel, kelime olarak mutlak vakit, bir şeyin müddeti veya bir şeyin müddetinin sonu anlamındadır Daha sonra bu kelime insan ömrünün sonu anlamında …

Geri git   muhteva forum > İslam Dini ve Kaynakları > Sorular ve Cevaplar > İtikat(İnanç-İman)

Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumlar Okundu

Ecel nedir

İtikat(İnanç-İman) icinde Ecel nedir konusu , Ecel nedir? Ömür kısalır ya da uzar mı? Ecel, kelime olarak mutlak vakit, bir şeyin müddeti veya bir şeyin müddetinin sonu anlamındadır Daha sonra bu kelime insan ömrünün sonu anlamında …

Yeni Konu açmadan önce  ARAMA yapınız,konu tekrarı olanlar SİLİNECEKTİR. Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 20.10.08   #1
Moderator
 
jeylin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02-03-08
Nerden: filistinden
Mesajlar: 5.648
Tecrübe Puanı: 883 jeylin has a reputation beyond reputejeylin has a reputation beyond reputejeylin has a reputation beyond reputejeylin has a reputation beyond reputejeylin has a reputation beyond reputejeylin has a reputation beyond reputejeylin has a reputation beyond reputejeylin has a reputation beyond reputejeylin has a reputation beyond reputejeylin has a reputation beyond reputejeylin has a reputation beyond repute
jeylin - AİM üzeri Mesaj gönder
Unhappy
Ecel nedir? Ömür kısalır ya da uzar mı?
Ecel, kelime olarak mutlak vakit, bir şeyin müddeti veya bir şeyin müddetinin sonu anlamındadır Daha sonra bu kelime insan ömrünün sonu anlamında kullanılmış ve bu manada meşhur olmuştur Ecel hayatın son bulması ve ölümün gerçekleştiği zamandır Bu anlamı ile her canlı için tek bir ecel vardır Bu ecel Allah'ın kaza ve takdiriyle olup, asla değişmez Belirlenen ecel, vaktinden ne önce gelebilir ne de o vakitten sonraya kalabilir Bu hususla ilgili Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyrulmaktadır "Her ümmetin takdir edilmiş bir eceli vardır

Ecelleri geldiği zaman ne bir saat geri kalırlar, ne de ileri giderler" (Yunus suresi, ayet: 49)

Ehli Sünnetin görüşüne göre öldürülen kişi kendi eceliyle ölmüştür Katilin öldürmesi ile o kişinin eceli değişmiş ve ömrü kısalmış olmaz Ecel, hayatın tereddütsüz ve kesin olarak son bulduğu zamandır Katilin mes'ul olması, Allah'ın kesin olarak yasakladığı cana kıyma yasağını işlemiş olmasındandır
jeylin isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 20.10.08   #2
αн∂-î мîѕαк
 
sonsuz_nur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 14-03-07
Nerden: ^İstanbul^
Mesajlar: 2.514
Tecrübe Puanı: 618 sonsuz_nur has a reputation beyond reputesonsuz_nur has a reputation beyond reputesonsuz_nur has a reputation beyond reputesonsuz_nur has a reputation beyond reputesonsuz_nur has a reputation beyond reputesonsuz_nur has a reputation beyond reputesonsuz_nur has a reputation beyond reputesonsuz_nur has a reputation beyond reputesonsuz_nur has a reputation beyond reputesonsuz_nur has a reputation beyond reputesonsuz_nur has a reputation beyond repute
Konu sorular ve cevaplar bölümüne taşınmıştır
__________________
Namaz Kılıyor musun? Namaz Kılıyor musun?


sonsuz_nur isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 28.11.08   #3
αн∂-î мîѕαк
 
sonsuz_nur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 14-03-07
Nerden: ^İstanbul^
Mesajlar: 2.514
Tecrübe Puanı: 618 sonsuz_nur has a reputation beyond reputesonsuz_nur has a reputation beyond reputesonsuz_nur has a reputation beyond reputesonsuz_nur has a reputation beyond reputesonsuz_nur has a reputation beyond reputesonsuz_nur has a reputation beyond reputesonsuz_nur has a reputation beyond reputesonsuz_nur has a reputation beyond reputesonsuz_nur has a reputation beyond reputesonsuz_nur has a reputation beyond reputesonsuz_nur has a reputation beyond repute
Bir tabiî afette ölenlerin hepsinin eceli birden mi gelmiştir?

Ecel, bir varlığın kendi şartları ve ortamı içerisinde geçireceği sürenin sonu ve o varlığın hayatının bitimi demektir Sonradan var olan her şey, aslında böyle bir "son" ve "bitim" yazgısıyla dünyaya gelir

Varlığın akıp gidişi içinde, başlangıçla bitimi birbirinden ayırmak mümkün değildir her şey, bir damla gibi er geç toprağın bağrına düşer, erir Ve bir ırmak gibi er geç akar bir denize karışır

Bu, hemen bütün varlıkların ortak alın yazısıdır Bu yazı ile her varlık gün yüzüne çıkar ve yine bu yazı ile geldiği gibi ayrılır gider

Bu âlemde, hem doğuşlar, hem de ölüşler birer teşhir, birer imtihan olarak cereyan etmektedir Her şeyin varlığa erişi, gizli bir Mevcûdun apaçık delil ve tercümanı olduğu gibi, müddet hitâmında ayrılıp gitmesi de, evveli olmayan O gizli varlığın, ebediyet ve ölümsüzlüğüne delâlet etmektedir Evet, hiçten ve yoktan varlığa eren biz ve her şey, varlığımızla birinin varlığını; görmemiz, duymamız ve bilmemizle, gören; bir hayatboyu sırtımızda emânet olarak taşıdığımız her şeyi terk edip gitmekle de, bir bir gelip bir bir gidenlere, gidip de gelmeyenlere karşılık, gaybî olan bir "BİR"i göstermekteyiz "O" dur ki, hanginiz daha güzel iş yapacağınızın imtihanını vermek için, hayatı ve ölümü yaratmıştır" (Mülk suresi, 2) meâlen)

Gelişin sırrını kavrama, bulunuşun imtihanını verme ve gidişe hazır olma İşte insan için önemli olan da budur

Şimdi bu küçük hazırlıktan sonra, konumuz olan "Bir anda ölenlerin hepsinin eceli birden mi gelmiştir?" konusunu ele alalım:
Evet hepsinin eceli birden gelmiştir Ve böyle olması için de ciddî ve kayda değer hiçbir engel yoktur Varlığı, bütünüyle elinde tutan Yüce Zât, zerrelerden sistemlere kadar her şeyi ve herkesi kendi kaderi içinde birden var ettiği gibi, birden de öldürebilir Ne ayrı ayrı yerlerde bulunmaları, ne de vasıf ve keyfiyet farklılığı bu konuda hiçbir engel oluşturamaz

Ezcümle; güneşe yönelen değişik nitelik ve özellikteki varlıklar, herhangi bir karışılıklığa sebebiyet vermeden, ona bakarak hayatlarını sürdürür; onun ışığı altında renkten renge girer; onunla en renkli hâle gelir ve onun doğuşu ve batışıyla ölgünleşir; pörsür ve söner giderler Aynen onun gibi, her şey aynı baharın kucağında döllenir: aynı yazda serpilir gelişir ve aynı sonbaharda hazanla sararır; fakat, hepsinin kaderi ayrı ayrıdır Hepsi, o geniş ilmin plân ve programıyla, o sonsuz irâde ve dilemesinin yönlendirmesiyle evet, gelişi-güzel ve kendi isteklerine göre değil, o muhteşem dilek ve irâdenin isteği istikâmette varlık gösterir ve varlıklarını sürdürürler "O, karada ve denizde olan her şeyi bilir Düşen bir yaprak ve karanlıklar içine gömülen hiçbir dâne yoktur ki, apaçık bir kitabta bulunmasın "(Enam suresi, 59)

Ağaçların, otların, tohumların dânelerin hayat ve ölümleri, gelişme ve semereleri bu kadar ciddi takip edilip de insan gibi en ekmel bir varlık hiç başıboş bırakılır mı? Birşeyi görmesi diğer şeyi görmesine; bir şeyi işitmesi diğer şeyi işitmesine engel olmayan kâinatların Yüce Sâhibi elbette en azîz mahlûku, en değerli sanatı olan insanın her hâline önem verecek ve Onun bir ferdine diğer varlıkların cins ve türünün mazhar oldukları şeyleri lütfederek, âlemlerin fihristi olan insanı, özel olarak ele alacak, özel iltifatına mazhar edecek, özel sevkıyâtıyla da huzurunda şereflendirecektir

Sonuç olarak; ölüm ve ecel, bu dünyada bulunma ve hizmet etme süresinin bitiminden ibarettir Böyle bir süre, insanın irâdesini nefyetmeme çizgisinde, önceden hazırlanmış, tescil edilip kütüklere geçirilmiş bir plân keyfiyetinde olup; ve yine her şeyi bilip gören zâtın emir ve fermanıyla, mevsimi geldiğinde infâz edilmesinden başka bir şey değildir Bunun toplu olmasıyla, münferit olması arasında da, mantıklı hiçbir fark yoktur

Mfethullah Gülen


Sadaka ile ömrün uzaması, ecelin değişmesi anlamına mı gelir?



Ecel birdir değişmez Bazı kimseler Resul-i Ekrem (SAV) Efendimizin: Sadaka belâyı def eder ve ömrü uzatır, hadîs-i şerifini ileri sürerek, ömrün uzayabileceğini ve dolayısıyla da ecelin değişebileceğini iddia ederler Evvelâ şunu belirtelim ki, sadakanın ömrü uzatmasının hakikati ne olursa olsun, neticede insanın ölümü sözkonusudur ve bu ise ezelî ilmiyle Allah'ın malûmudur Bu noktadan, onun ölüm vakti ve dolayısıyla da ömür müddeti Allah tarafından takdir edilmiş olup bunun değişmesi mümkün değildir Meselâ, bir kimsenin verdiği bir sadaka ile ömrünün iki yıl uzadığını farzedelim Bu şahsın, ecel-i muallâk dediğimiz, şarta bağlı eceli, eğer sadakayı verirse ömrü elli sene, vermezse kırk sekiz sene, şeklinde olsun Cenâb-ı Hak o şahsın sözkonusu sadakayı vereceğini bildiği için ömrünü elli sene olarak takdir etmiştir İşte bu ecel değişmez

Yukarıda takdim ettiğimiz hâdîs-i şerif ile Peygamber Efendimiz (SAV) mü'minleri hayra teşvik etmekte ve aralarındaki sevgi bağlarını sadaka ile perçinlemektedir Sadakanın belâyı def etmesi, Allahü Zülcelâl'in lütfü ve atâsıdır Verdiğimiz sadakaların ne gibi belâların define vesile olduğu ise, bizim meçhûlümüzdür Verdiğimiz sadakalarla ve yaptığımız hayırlı hizmetlerle başımıza gelecek birçok belâların define sebeb olmaktayız Vücuda gelmediği için bilemediğimiz bu belâların defi, bizim için ayrı bir nimettir ve bu nimet menfî nimet şeklinde ifâde edilmektedir Sadakanın müsbet nimet olması ciheti ise mü'minlere hayır ve hasenat kazandırmasıdır

Sadakanın ömrü uzatmasını kelâm ilminin büyük âlimlerinden Teftazânî Hazretleri, Şerh-i Akaid adlı eserinde çeşitli yönleriyle izah etmiştir

Teftazânî Hazretleri'ne göre: Ömrün uzamasından maksat, ömrün bereketlenmesidir Âhirete hayır ve hasenat için verilmiş bir sermaye olan insan ömrünün uzaması, bu sermaye ile daha çok kâr elde etmek manasınadır Buna göre ömrün müddetinde bir değişme olmasa da, sadaka yoluyla mahsulünde bir artma olması ömrün uzaması demektir Bunu bir misâl ile açıklamaya çalışalım Bir ağacın her baharda dört bin meyve verdiğini ve ömrünün on sene olduğunu farzediniz Cenâb-ı Hakk'ın ağaca lütuf ve insanıyla baharlardan birinde dört bin yerine sekiz bin meyve verdirmesi halinde, ağacın ömrü manen bir yıl uzamış, demektir İşte sadaka da insan ömrünün verimini artıran güzel bir vasıtasıdır Ve bu mânâda ömrü uzatmaktadır

Yukarıdaki hakikati Teftazânî Hazretleri şu şekilde ifâde etmiştir: Sadaka, ömürden maksûd-u ehem (en önemli gaye) olan şeyi ziyade ediyor (artırıyor) O da amel-i sâliha ile kemâle ermektir Çünkü insanlar nefislerini kemâle ve iki dünya saadetine, salih ameller ile getirebilirler

Sadakanın ömrü uzatmasının diğer bir mânâsı, rızıkta berekete ve ömrün huzur ve sürür ile geçmesine vesile olmasıdır

Başka bir mânâ da, ömrün uzaması, ölümden sonra hayır ve hasenat defterinin kapanmamasıdır Bilindiği gibi, sadaka mal yanında ilim ve irfan ile de olmaktadır Mü'minlere faydalı bir eser neşreden bir âlimin sevap defteri ölümüyle kapanmaz Bu ise onun ömrünün uzaması demektir Zira, ömrü uzadıkça hayır ve hasenatına devam edecek olan o zât, aynı işi ölümden sonra da yapabildiğine göre manen hayattadır demektir


Öldürülen veya intihar eden kişiler ecelleriylemi ölmüş oluyorlar?Bir kimsenin eceli önceden taktir edilmişse vuran nasıl sorumlu olabilir?


Sizin bu sorunuzu evet veya hayır şeklinde cevaplamak yanlış olur Çünkü evet dersek cebriyeci olur insanın iradesini reddetmiş, hayır dersek mutezileci olur kaderi inkar etmiş oluruz Zaten ortada bir cenaze var Bu nedenle kısaca açıklamayı uygun görüyoruz:

Soru: "Madem filan adamın ölmesi, filan vakitte mukadderdir Cüz'-i ihtiyarıyla tüfek atan adamın ne kabahati var, atmasaydı yine ölecekti?" sözüne karşı ne dersiniz?

Kader, sebeble müsebbebe bir taalluku var Yani, şu müsebbeb, şu sebeble vukua gelecek Öyle ise denilmesin ki: "Madem filan adamın ölmesi, filan vakitte mukadderdir Cüz'-i ihtiyarıyla tüfek atan adamın ne kabahati var, atmasaydı yine ölecekti?"

Sual: Niçin denilmesin?

Elcevab: Çünki kader, onun ölmesini onun tüfeğiyle tayin etmiştir Eğer onun tüfek atmamasını farzetsen, o vakit kaderin adem-i taallukunu farzediyorsun O vakit ölmesini ne ile hükmedeceksin? Ya Cebrî gibi sebebe ayrı, müsebbebe ayrı birer kader tasavvur etsen veyahut Mu'tezile gibi kaderi inkâr etsen, Ehl-i Sünnet ve Cemaati bırakıp fırka-i dâlleye girersin Öyle ise, biz ehl-i hak deriz ki: "Tüfek atmasaydı, ölmesi bizce meçhul" Cebrî der: "Atmasaydı yine ölecekti" Mu'tezile der: "Atmasaydı ölmeyecekti" ( Sözler, 467)

Yani, Cenâb-ı Hak bu âlemde hikmetiyle, her müsebbebi bir sebebe bağlamıştır Bu hakikat, kaderin sebeble müsebbebe bir taalûk ettiği, şeklinde ifâde edilmiştir Meselâ, bir çocuk müsebbeb, anne ve babası ise sebebdir Cenâb-ı Hak o çocuğun yaratılmasını o anne ve babadan takdir etmiştir işte Cebriye, sebeble müsebbebe ayrı birer kader tevehhüm etmekte, yâni ebeveyn ile çocuğu ayrı ayrı nazara almaktadır Bunun neticesi olarak, dünyaya gelmiş bulunan bir çocuk için, madem ki onun kaderi dünyaya gelmektir Ebeveyni olmasa da o çocuk dünyaya gelirdi, gibi hatalı bir fikre sapmaktadır
Mu'tezile ise sebeblere te'sir vererek, ebeveyni olmasaydı o çocuk dünyaya gelmezdi, gibi yine bâtıl bir fikir ileri sürmektedir

Ehl-i Sünnet âlimleri, Kaderin sebeble müsebbebe bir baktığını ve sebeblerin yokluğu farzedildiğinde müsebbeb için bir şey söylenemeyeceğini ifâde etmişlerdir Yâni, yukarıdaki misâl için, eğer sözkonusu ebeveyn olmasaydı çocuk dünyaya gelir miydi? sorusuna Ehli Sünnet âlimlerinin cevabı, Ne olacağı bizce meçhuldür şeklindedir Zira, ortada bir vak'a vardır Sözkonusu çocuk, o ebeveynden dünyaya gelmiştir Ebeveynin yokluğu farzedilince, çocuğun dünyaya gelip gelmeyeceğine nasıl hükmedilecektir? Cenâb-ı Hakk'ın o çocuğu bir başka ebeveynden dünyaya gönderip göndermeyeceği hakkında bir tahmin yürütülemez

İşte, bu misâl gibi, bir adamın ateş etmesiyle diğerinin ölmesi hâdisesinde de Kader sebeble müsebbebe bir bakmaktadır Ortada bir öldürme hâdisesi vardır ve bu hâdise daha meydana gelmeden Cenâb-ı Hak tarafından bilinmektedir Dolayısıyla, Kader, birinin ateş etmesiyle diğerinin ölmesi, şeklindedir Adamın ateş etmediği farzedilince, mevcut hâdisenin bir tarafı, yâni sebeb yönü, yok kabul edilmektedir Bu durumda karşı taraf hakkında hiçbir şey söylenemez Öldürme olayında katilin kabahati Cenâb-ı Hakk'ın yasakladığı öldürme fiiline teşebbüs etmesi ve ölüme sebeb olmasıdır

sorularlaislamiyet
__________________
Namaz Kılıyor musun? Namaz Kılıyor musun?


sonsuz_nur isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Yeni Konu açmadan önce  ARAMA yapınız,konu tekrarı olanlar SİLİNECEKTİR. Cevapla

Bookmarks

Tags
ecel, nedir

Seçenekler
Stil



Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 04:41 .


Vbulletin 3.7.2 Gold
Copyright ©2000 - 2006, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.2.0 RC8
Tekasür 1-2: Kibrine yenilip hep daha fazlasını isteyerek hayatını zehir etme
Muhakeme.net Eğitimsiteleri, tüm eğitim siteleri, eğitim sitenizi ekleyin, ödev siteleri Popüler Siteler