Er ya da geç Tayyip

0
358

 

Er ya da geç Tayyip

1998/06/15

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın yakınında bulunan yazar Ömer Çelik:
       Fazilet Partisi mitinglerinde artık “Başbakan Tayyip Erdoğan” diye bağırılıyor. Erbakan’dan sonra, MNP – MSP – RP geleneğinden gelen hiçbir politikacı bu ölçüde ilgiye mazhar olmadı. FP tabanında en çok tanınan ve sevilen isim. Arkadaşımız Naki Özkan, Fazilet Partisi ve Tayyip Erdoğan’ın konumunu yazar Ömer Çelik’le konuştu. Çelik, Tayyip Erdoğan’ın danışmanları arasında yer alıyor. Onun yakınında bulunuyor. Yeni Yüzyıl ve Yeni Ufuk gazetelerinde, İslamcı entellektüellerin dergisi olan Bilgi ve Hikmet dergisinde yazdı. Halen Yeni Şafak gazetesinde yazıyor.

* “Gençler – yaşlılar, yenilikçiler – aksaçlılar” diye nitelemeler yapılıyor. FP’nin iç işleyişinde bu nitelemeler nereye oturuyor?
FP açısından yenilikçiler ve aksaçlılar gibi bir ayrım doğru bir analiz için yeterli değil. FP içinde mevcuttan memnun olan bir kesim olduğu gibi, mevcut değişsin diyen bir kesim de var. Mevcut değişsin diyenlere basın yenilikçiler adını taktı. Yenilikçilerin siyasi programı nedir? Yenilikçiler aksaçlılara göre, hangi analizleri yapıyorlar? Burada doyurucu bir cevap alamıyoruz.
Şu anda yenilikçiler ve aksaçlılar diye bir yarış, siyasi akım içeriklendirilmesi yönünden yok.
Değişimi isteyenler ve statükocular gibi kesin bir ayrım olmamakla birlikte, FP içinde günden güne büyüyen bir değişim isteği var. Ama bu hangi siyasi akım üzerinde teşekkül edecek, yönü ne olacak konusunda büyük bir belirsizlik var.


*Bir Tayyip Erdoğan olayı var FP’de.
Ortadaki realite şu: Bir yandan Erbakan, diğer yandan onun veliahtı olarak gözüken Tayyip Erdoğan var. Basın yenilikçiler – aksaçlılar ayrımıyla Erbakan’ın veliahtı olan Tayyip Erdoğan’ı, Erbakan’ın muhallifi olan bir Tayyip Erdoğan’a dönüştürüyor. Geleneğin, silsilenin ve hiyerarşik yapılanmanın çok önemli olduğu bir FP, kendisini merkez sağ ya da liberal bir partiye dönüştürme yönünde hareket ederse siyasette tutunamaz. Aksine oyları merkez sağ partilere akar. Bu durumda partiyi küçültmek için sistem FP’yi bölmek isteyebilir. Burada gençlerden liberal bir parti çıkarmak isteyenler olabilir. FP bölünürse gençlerin içine itileceği durum liberal bir parti değil, radikal bir parti olur. Çünkü ana gövde itaat ve hiyerarşi yönüde karar verecektir.
FP’nin siyasi aklı nerede bulabileceğini sorarsak, Erbakan’ın ve Erdoğan’ın yeni bir siyasi dil keşfetmesi gerekir. Fakat bu dilin keşfi de eskiden kullandığımız şu kavramları kullanmayalım, şu kavramları kullanalım gibi sentetik bir düzeyde olamaz. Bu dilin keşfi için, bir tarih hesaplaşması ve Türkiye tanımının oluşması ve buradan da uluslararası bir vizyona gidilmesi gerekir. Bu konumda baktığımız zaman FP’nin tam anlamıyla bir belirsizlik içinde olduğunu görüyoruz. FP, RP gibi olamaz. Ama RP gibi olmamak için de onun tam tersini gösteren uygulamalara girmesi, bir internet partisi olmaya çalışması da onu büyütmez. FP, kendisini kendisi yapan dinamikleri çok iyi okumak ve bu dinamiklerle Türkiye’yle barıştırmak zorunda. Bu dinamiklere kapanıp Türkiye’ye sırtını dönemez, Türkiye’ye açılacağım diyerek de o dinamikleri terkedemez. Burada bir senteze kavuşmak zorunda.
*FP’li “yenilikçiler – gençler”, kendi dinamiklerini iyi okuyabilecek, ve onu Türkiye’yle barıştırabilecek durumdalar mı?
Siyaset açısından geleceklerini bu doğrultuda düşünmek zorundalar. Tayyip Erdoğan’ın Erbakan’a karşı bir kalkışma içinde olduğu dedikodularının ayyuka çıktığı bu günlerde Erdoğan’ın mitinglere Recai Kutan ile birlikte katılması anlamlıdır. Erdoğan bu partinin en eskilerinden. Partide çalışmaya başlaması Oğuzhan Asıltürk’ten bile öncedir. Partinin merkezinde bu kadar uzun süre bulunmuş birisi olarak, partinin muhalifi durumuna düşmeye en azından Erdoğan’ın kendi siyasi refleksleri müsade etmez. Erdoğan’ı bu duruma düşürmeye çalışan bir takım güçler devreye girecektir. Taban Erdoğan’ı, RP çizgisini, RP çizgisinden başka şeylere dönüşme riskinden koruma bakımından Erbakan’ın veliahtı olarak görüyor. Erdoğan’a tabanın yüklediği misyon, partiyi Erbakan çizgisinin tam dışında bir yere taşıyarak bir şey gerçekleştirmesi değil. Erdoğan’ın önüne bir sorunsal geliyor burada: Erdoğan’ın Türk siyasetindeki kalıcılığını da sağlayacak olan şey budur. FP’yi öteden beri var eden iddialarla, Türkiye’nin yeni koşullarda yeniden kurgulanan dünyadaki ilişkileri arasında bir örtüşme sağlamak.
Dolayısıyla FP bir yandan kendi kendisini var eden iddialar üzerinde kalacak, iddiaların tefsirinde ve Türkiye’ye açılımında yeni siyasi kavramlar ve yeni bir siyasi dil bulacak. Türkiye’yle o dinamlikler arasında bir örtüşme sağlanacak. Bu kolay bir iş değil. Bunu sol başaramadı. Sol olarak kalarak Türkiye’nin merkeziyle bir buluşma sağlayamadı. Sol ne zaman Türkiye’nin merkeziyle buluşmaya kalksa sağa dönüştü. Sağ da bunu pragmatizm çerçevesinde yaptı.
*Türkiye’yi iyi okuyacaklarına dair çok fazla bir işaret yok gibi..
Şu anda işaretlerin olmamasının iki yönde bir sonucu var. Gerçekten böyle bir niyet taşımıyorlar mı, taşıyorlarsa bile Erbakan’ın karizmasının her şeye hakim olduğu bir ortamda bunu ne kadar ifade edebiliyorlar. Erdoğan’ın İstanbul belediyesindeki uygulamalarının son derece demokratik olduğunu düşünüyorum. Bu manada bir gelişme çizgisinin umut edilebileceğini söylüyorum. Bugünden yarına bir şey demek zor. Çünkü FP’nin de kendisi için ne düşündüğünü bilmeyi gerektiriyor. Bu bilgilere bizim gibi Faziletlilerin kendileri de sahip değil gibi.
*Erbakan 30 – 40 yıllık bir politik hayattan sonra, Erdoğan ise, politik hayat tam önünde açılırken yasaklı duruma geldi. Bunu manidar bulmuyor musunuz? Erdoğan’a liderlik yolu kapanıyor gibi.
Erdoğan’ın, parti kurmayları ve liderliğinde olmadığı bir FP, çok büyümeyen ancak yüzde 13 – 14’lük bir siyasi temsili olan bir parti olur. Tayyip Erdoğan’ın işi Erbakan’dan daha zor.
*Erbakan’la kıyaslandığında Erdoğan’ın başarılı olması daha zor. Erbakan soğukkanlı. Erdoğan, çok çabuk soğukkanlılığını yitirebilir gibi gözüküyor.
Erdoğan’ın halkla ilişkilerinde ortaya çıkan özellikleri aynı zamanda onun karizmasını oluşturan özellikler. Erbakan’la arasındaki liderlik niteliklerini tartışmak bizim konumuz değil, bunu biraz tarih belirleyecek.
Erbakan bu partinin 30 yıl başkanlığını yaptı. Erdoğan ise bizzat liderlik üstlenmeden kendisine liderlik atfedilen bir isim. Erdoğan’ın gerçek bir değerlendirmesini ancak liderliği üstlendiğinde yapabiliriz. Siyasette bulunan makama göre bir siyasi uslup gelir. Şimdi biz belediye başkanı üslubuyla parti lideri üslubunu mukayese edemeyiz. Erbakan konumu itibariyle daha çok devlete, Erdoğan ise halka bakmak zorunda.
*Erdoğan, Siirt konuşması dolayısıyla ceza alana kadar İstanbul’un belediye başkanıydı. Yanında FP’li miletvekileri, FP sloganlarıyla yapılan protestolarla ceza sonrası belediyede yapılan toplantıyla FP seçmenin belediye başkanı haline dönüştü.
Tayyip Erdoğan kendisine FP liderliği ile ilgili soru sorulduğu zaman, hassasiyetle şöyle diyordu: “Ben İstanbul’un belediye başkanıyım ve bu görevime devam ediyorum.” Zaman içerisinde kendisi bu konumunu korumak istemesine rağmen, FP tabanı ve milletvekilleri ona bu konumunu koruması için yardımcı olmadılar. Tam tersine onu FP’nin müstakbel lideri gibi gördüler. İster belediye başkanı, ister genel başkan olarak, insanlar Erdoğan gibi bir siyasi aktörün kendilerini temsil eden bir konumda bulunmasını istiyorlar.
*FP teşkilatında Erdoğan’a bir eğilim var mı?
Var. Parti tabanın nihai hassasiyeti parti içinde bir bölünme olmaması doğrultasındadır. FP’de bütünlük fikri değişim fikrinden önceliklidir. Bu bir zamanlama meselesidir. Bütünlük fikrini zedeleyici birtakım sıkıntılar yaşanmadığı sürece Erdoğan bu siyasi hareketin bugün ya da yarın lideri olarak Türk siyasi hareketinde boy gösterecektir. Erdoğan’ın bütünlük fikrini zedeleyecek beyanlardan kaçındığını görüyoruz. “Taban isterse aday olurum” diyor ama hemen arkasından, “bir bölen olmam” diye ekliyor. Kendisinin bu kararlılığını, FP içindeki dinamikler nereye kadar dikkate alacaktır bu belli değil ama bu Erdoğan’ın liderlik sınavından geçtiği bir süreçtir.
*Tayyip dışında bir altarnatif yok mu FP’de. Bir başka isim yok mu?
Taban itibariyle sorulursa bir başka alternatif gözükmüyor. Tabanın refleksleri yüzda 90 Erdoğan’ı işaret ediyor. Teşkilat da aynı şekilde. Kurmaylık sözkonusu olunca Ankara’da üç isim aynı anda telaffuz ediliyor: Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve Bülent Arınç. Taban ve teşkilat Erdoğan diyor. Dikkat edin yurt gezilerine en çok davet edilen isim o. Bu bir gösterge. Mitinglerde, “Cumhurbaşkanı Erbakan”, “Başbakan Erdoğan” diye slogan atılıdığını görüyoruz. Ama başbakan olarak diğer iki ismin hiç nitelenmediğini görüyoruz.
*Arşivler incelense Tayyip Erdoğan’ın Siirt konuşmasından daha sert konuşmaları bulunabilir. Niçin şimdi bir dava açıldı?
İstanbul belediye başkanlığı için Erdoğan’ın oy oranına yetişecek bir lider bulunamadı. Önümüzdeki seçimlerde Erdoğan’ın berteraf edilmesi ile ilgili bir dava bu. İkincisi de, Türkiye’ni gizli gündemi, siyasi çalkantılarının nedeni, başkanlık sistemine geçme çabaları. Bu sisteme geçildiği zaman, zinde güçler kendilerini rahatlatacak birini görmek istiyorlar. Başkanlık sistemi yarışında da Erdoğan’ın önemli bir figür olduğu görülüyor. Erdoğan hakkındaki dava da, bir mühendislik faaliyeti sonucu ortaya çıktı. FP’ni küçülten bir operasyonda bu kadar büyüyen bir Erdoğan’a tahammül edilemeyeceği görülüyor.
*Erbakan ve ekibinin FP’nin küçülmesine razı olduğu gibi bir görüntü var…
Evet, öyle gözüküyor. Topyekün bir kazıma yerine belirli bir oranda küçültme yapıldı. FP’ye, “Türkiye’nin birinci partisi olacak örgütlenmelerden kaçının, barajı biraz geçecek düzeyde bir parti olun. Gerektiği kadar küçülürseniz yaşarsınız, ama kendi kafanıza göre büyürseniz yeniden kapatılırsınız” mesajı verildi.
Recai Kutan’ın genel başkanlığında gidilecek bir seçimde, FP’nin kendi hayatını devam ettirecek kadar bir gıdayı ancak sağlayabileceği görülüyor. Onun ötesinde heyecan yaratacak bir dalganın, FP’nin kapatılmasına yol açacağı gibi bir kaygı, FP’nin merkezi kararlarını verenlerce de her aşamada görüldü. FP’de teşkilatlanmanın bu kadar yavaş sürdürülmesini ben buna bağlıyorum.
*FP, RP teşkilatlarının üzerinde inşa edilmedi mi?
Hayır. Eskileri mümkün olduğu kadar almamaya çalışıyorlar. Yeni ismler bulmaya çalışıyorlar. FP için yeni isimler bulmak da kolay. Ama buna rağmen teşkilatlanma çok yavaş gidiyor. Kendi içindeki çalkantılara meydan vermemek, kongre gününü uzatmak gibi bir kaygı olabilir ama ben asıl kaygının kimsenin öfkesini üzerine çekmeyecek düzeyde kontrollü bir küçülme arayışı olduğunu düşünüyorum.
*FP, Nazlı Ilıcak gibi yeni isimlerle nasıl gidecek?
Türk siyasetinde sarışınlar sendromu oluşmaya başladı. Bir dini cemaat kendisine yönelik tehditler artınca cemaatten olmayan bir kadını televizyon yorumcusu yaptı. Yayınlanan bazı resimler bile o cemaati ürkütmedi. Ben bir sıkıntı olduğunu düşünüyorum ama mevcut tehlikelerden kurtulmak için böyle bir yol açıldı diye düşünüyorum. FP de vitrin değişikliği denilince böyle bir şeyi tercih ediyor. Korunma psikolojisi ile yapılan bir şey. Asli politikalarına tekabül eden bir şey değil.
*Ama 28 Şubat sürecinde partiye sonradan giren Aydın Menderes, RP’nin kararsızlığını pekiştirecek şeyler yaptı…
Aydın Menderes RP’ye şunu söyledi: Bu politikalara devam ederseniz dayak yiyeceksiniz. Ama Menderes bunu söylerken. RP’nin politikalarını tayin eden makamda bulanan birisiydi. Siyasi işlerden sorumlu genel başkan yardımcısıydı. Menderes’e şu sorulmalıydı: Siz neden bu işlere devam ederseniz dayak yiyeceksiniz dediniz de, neden dayak yememek için bir direnme oluşturmadınız. RP’ye kızdınız da RP’yi dövenlere neden kızmadınız? Çok da uzlaşamayacağı kimselerle biraraya gelmesi, FP’ni kriz zamanlarında çatlamaya en müsait parti haline getirir.

http://www.milliyet.com.tr/1998/06/15/entel/entel.html

RAYLAŞ