TEMEL (GERÇEK) ve MECAZ ANLAM
Bir sözcüğün söylendiğinde akla gelen ilk anlamına gerçek mana denir. Bu, sözcüğün temel anlamıdır. Sözcüğün, gerçek anlamından tamamıyla uzaklaşarak kazanılmış olduğu anlama ise mecaz mana ismi verilir. Mesela,
“Kesmek” sözcüğü, “Sepetten almış olduğu elmaları düzgünce kesiyor.” cümlesinde gerçek anlamıyla kullanılmıştır. Burada “bıçakla bir şeyi parçalamak, doğramak” anlamında kullanılmıştır, e Öğretmen, dersi, aniden kesip koridordaki gürültüye yöneldi, cümlesinde “ara vermek” anlamında kullanılmıştır. Bu da sözcüğün tümce içinde kazanılmış olduğu gerçek anlamlardan biridir. • Karşı apartmanın camındaki kişiyi iki saattir kesen gözler acaba neyin izini sürmekteydi? cümlesinde “karşı cinsten birisini devamlı olarak süzmek, dikkatli şekilde bakmak” anlamını kazanarak mecazlaşmıştır.
• “Bu ilaç kafa ağrısını keser.” cümlesinde “son vermek, gidermek” anlamını kazanmıştır.
• Mahallenin en fakirine meydana getirilen yardımı kestiler. Tutarı ödemeyince telefonu kestiler, cümlesinde “bir şeyden yoksun bırakmak, vermemek” anlamını kazanmıştır.

YAN ANLAM (YAKIŞTIRMACA ANLAM)
İlk başta bir varlık ya da terimi karşılayacak şekilde kullanılan kelimelerin, gerçek anlamlarından uzaklaşarak kazanılmış olduğu başka anlamlara yan mana denir.
“Voleybol maçından sonrasında sağ kolumda dayanılmaz bir ağrı-sancı kafa gösterdi.” cümlesinde “kol” sözcüğü, “insan vücudunda omuz başından parmak uçlarına kadar uzanan bölüm” anlamında kullanıldığı için gerçek anlamlıdır.
“Öğrenciler derslik penceresinin kolunu gene kırmış.” cümlesinde ise “kol” sözcüğü, insan organından hareketle, ona benzerlik ilişkisiyle meydana getirilmiştir ve buna yan mana denir.
Çoğu zaman organ adlarıyla oluşturulan kullanımlara birden fazla örnek daha verelim:
“Şehrin göbeğinde adamı vurmuşlar.”
“Masanın ayağı kırılmak üzereydi.”
“Ayakkabının burnu epey aşınmış.”
“Uçağın kuyruk kısmında arıza meydana gelmiş.” cümlelerindeki altı çizili sözcüler de yan anlamıyla kullanılmıştır.
Tümcede mecazlı ifade değişik yollarla sağlanır. Bu yollar içinde “dolaylama, isim aktarması, istiare, kişileştirme, konuşturma, kinaye ve tariz” sayılabilir.

TERİM ANLAM
Ilim, sanat, meslek dalı ya da herhangi bir mevzu ile ilgili hususi ve belli başlı bir terimi karşılayan sözcüklerdir. Mesela,
Resimde kullanılan “palet, tuval”,
Matematikte kullanılan “karekök, altıgen, tam sayı”,
Edebiyatta kullanılan “ölçü, redif, uyak, gazel, koşma”,
Tiyatroda kullanılan “perde, oyun, dekor” benzer biçimde sözcükler terim anlamlı sözcüklerdir. Terim anlamlı sözcükler, günlük hayatta yeni anlamlar yüklenebilir.
“Trakya ağzıyla konuşuyor.” cümlesindeki “ağız” sözcüğü dille ilgili bir terimdir.
“O günden sonrasında ağzını bıçak açmadı.” cümlesindeki “ağız” sözcüğü ise terim değildir.

KELİMELERDE ANLAM DEĞİŞMELERİ
Dil sonsuz sayıda sözcüğün, sonlu sayıda kuralın oluşturduğu bir değerler sistemidir. Dilde sözcüğün yansıttığı, zihnimizde uyandırdığı kavramlardan her herhangi birine mana denir. Mana değişmesi ise, bir kelimenin anlattığı kavramdan az ya da çok uzaklaşması, onunla uzak-yakın ilgisi bulunan ya da bulunmayan yeni bir terimi yansıtır duruma gelmesidir. Mana farklılıkları çoğu zaman uzun bir vakit dilimi içinde gerçekleşir. Bundan ötürü kimi zaman yüzyıllar gerekebilir.
Mana kaydırması yöntemiyle adlandırma dilde en fazla kullanılan, çok anlamlılığa şu demek oluyor ki sözcüğün mana alanının genişlemesine neden olan dil vakalarından biridir. Sonuçta mana değişmesi, “Bir sözcüğün ilk başlarda karşıladığı anlamdan uzaklaşarak vakit içinde başka bir anlamı karşılayacak duruma gelmesidir.”
“Tütün” sözcüğü eskiden “duman” anlamında kullanılırken bugün “nikotin içeren yapraklı nebat” anlamında kullanılmaktadır. Görüldüğü suretiyle sözcük, mana değişmesine uğramıştır. Geçmişte “kolay, değersiz, hakir” anlamında kullanılan “ucuz” sözcüğü, şimdilerde çoğu zaman, “pahalı karşıtı, az fiyatlı” anlamında kullanılmaktadır.
Şimdi bu mana değişmelerini başlıklar halinde görelim:

AD AKTARMASI (MECAZ-I MÜRSEL-DÜZ DEĞİŞMECE)
Günlük konuşmalarımızda bir varlık ya da terimi anlatırken kimi zaman o varlık ya da terimi söylemez, onun bir hususi durumunu ya da bir parçasını söyler, bu şekilde o varlık ya da terimi anlatırız. İşte benzetme gayesi olmaksızın bir sözcüğün yerine başka bir sözcüğün kullanılmasına isim aktarması ya da düz değişmece denir.
“Babamı cepten arar mısın?” cümlesinde “cep” sözcüğü benzetme anlamı olmaksızın “telefon” yerine kullanılmıştır. Bu nedenle burada isim aktarması vardır. Isim aktarması değişik şekillerde karşımıza çıkar.
• Bir varlığın belirgin özelliği söylenerek o varlık çağrıştırılır.
“Bursa’dan Yalova’ya giderken arabalıya biner, karşıya öyleki geçeriz.” cümlesinde “arabalı” sözü ile anlatılmak istenen “arabalı vapur”dur. Burada vapur söylenmemiş, onun yerine en mühim özelliği olan otomobil taşımaktan hareketle “arabalı” sözcüğü kullanılmıştır.
• Bir varlığın bütünü söylenir, onunla o varlığın bir parçası ya da içindekiler çağrıştırılır. “Hastaneyi arayıp çocuk için buluşma aldı.” cümlesinde “hastane” bütündür. Bu sözle hastanedeki görevli anlatılarak isim aktarması yapılmıştır.
• Sanatçı söylenerek o sanatçının eserleri çağrıştırılır.
“Peyami Safa’yı okumak isterim bu yaz.” cümlesinde okunan yazar değildir, onun eserleridir.
• Yer ismi, yön ismi söylenerek orada yaşayan insanoğlu çağrıştırılır.
“Ankara vakaya tepki gösterdi.” Ülkemizin Garp’sı bu mevzuda değişik düşünüyor.Bununla birlikte hemen aşağıdaki altı çizili sözcüklerde de isim aktarması yapılmıştır.

“İki tabak yedi ama gene de doymadı.”
“Salon, sanatçıları alkış yağmuruna tuttu.”
“Çevredeki meraklı gözlerden rahatsız olmuştu.” cümlelerindeki altı çizili bölümlerde de isim aktarması yapılmıştır.

ANLAM GENİŞLEMESİ
Bir varlığın bir türünü gösteren, kullanılış alanları sınırı olan olan kelimelerin zaman içinde o varlığın bütününü, tüm türlerini anlatır duruma gelmesine, daha geniş alanlarda kullanılmaya başlanmasına “mana genişlemesi” denir.
Mesela Türkçede “büyük çadır” anlamına gelen “yurt” sözcüğü mana genişlemesine uğrayarak “vatan” anlamıyla varlığını sürdürmüştür.
Sözcükler eski anlamları yanında yeni anlamlar kazanıp çok anlamlı olurlar. Bir göl ismi olan “terkos” mana genişlemesine uğramış ve “evlerde akan su” anlamına da gelmiştir. Gene günümüzde çokça kullanılan “mal” kelimesinin mana genişlemesi yolu ile diri cansız hayvan, eşya, göç eder taşınamaz her türlü gayrimenkul anlamı kazanarak anlamının genişlediği görülür.
Mesela, Türkçede “ödül” sözcüğü eskiden bir tek “güreşlerde kazananlara verilen bir mükâfat” anlamında kullanılırken, günümüzde “her türden yarışma sonunda verilen mükâfat” için kullanılmaktadır.
Mesela, “alan” sözcüğü, “düz ve açık yer” anlamını içerirken mana genişlemesine uğrayarak “iş, meslek, araştırma-inceleme” eş anlamlılarını da kazanmıştır.

ANLAM DARALMASI
Sözcükler, mealde daralma ya da genişleme yöntemiyle başka bir anlama geçerek yan anlamlar kazanabilir. Sözcüğün eskiden anlattığı şeyin ama bir kısmını, bir türünü anlatır duruma gelmesine mana daralması denir.
Mesela, Türkçede “oğul” sözcüğü ilk başlarda kız ve adam eş anlamlılarını içerirken sonradan yalnızca adam evlatları için kullanılarak mana daralmasına uğramıştır.
“Erik” sözcüğü, şeftali, kayısı, zerdali anlamını içerirken, sonradan bir tür meyve için kullanılarak mana daralmasına uğramıştır.
Yunus Emre bir şiirinde: “Derviş donun donandım / Yola baktım utandım” diyor. O devirlerde don kelimesi “elbise, giyim kuşamın tümü” anlamındaydı. Günümüzde ise “iç çamaşırı” anlamına gelecek şekilde mana kaymasına, başka bir deyişle mana daralmasına uğramıştır.
‘Yemiş” sözcüğü geniş anlamıyla her türlü kuru ve yaş yiyecek anlamında kullanıldığı benzer biçimde bir tek “incir” anlamına kadar daralan dar anlamıyla da kullanılabilmektedir.
Davar: Haiz olunan mal, mülk, varlık, haiz olunan büyükbaş hayvan, (en dar anlamıyla) keçi, koyun
Savcı: Sözcü, elçi, peygamber, ata sözü söyleyen anlamında iken şimdilerde sanıkları kovuşturan hukuk adamı
İl: Eski Türkçede “ülke” anlamında iken şimdilerde “vilayet” anlamında kullanılmaktadır.
Ekin: Ekilen her şey için kullanılır iken şimdilerde bir tek buğday sözcüğünü karşılamak için kullanılmaktadır.
Egemen: Eski Türkçede “her şeye haiz olan, şartları denetim altına alan” anlamındayken şimdilerde bir tek “yargıç” anlamında kullanılmaktadır.

ANLAM İYİLEŞMESİ
İlk anlamı fena olan bir sözcüğün zaman içinde aslolan anlamından daha pozitif yönde, sempatik ya da daha güzel bir mealde kullanılmasıdır. Kimi zaman de fena anlamı olan bir sözcük iyi anlama gelebilecek şekilde de kullanılabilir.

Mesela,
Edepsiz, arsız, kavgacı, hır çıkaran anlamındaki “yavuz” sözcüğü, “yiğit, gözü pek” anlamında kullanılır hale gelmiştir.
Eski Türk kavimlerinde “emek” sözcüğü “üzüntü, eziyet” eş anlamlılarını içerirken günümüzde “bir işin yapılması için harcanan gövde gücü” anlamını yüklenmiştir.
Fransızca “nalbant” anlamına gelen Mareşal , zaman içinde Mareşal (Ordudaki en yüksek aşama) anlamına gelecek kadar mana iyileşmesine uğramıştır.

ANLAM KÖTÜLEŞMESİ
Bir sözcüğün vakit içinde temel anlamında meydana gelen mana bayağılaşmasıdır. Eskiden daha hoşa giden daha latif ve hoş bir anlamı olan bir sözcüğün zaman içinde aslolan anlamındaki anlamdan daha fena bir anlama doğru kaymasıdır.
Mesela,
Türkçe sözlükler “keleş” için “iyi huylu, yakışıklı” eş anlamlılarını veriyor. Fakat sözcük bu güzel anlamını yitirmiş ve mana kötülemesine uğrayarak sözcüğün temel anlamını bilmeyenlerce aşağılayıcı anlamıyla kullanılır olmuştur. Oysa anası Keloğlanı “kel oğlum, keleş oğlum” diye sevmez miydi?”
Dilimize Arapçadan geçen “ukala” sözcüğü “akıllılar” anlamını taşırken bugün “kendini akıllı ve bilgili sanan, bilgiçlik taslayan” anlamında kullanılmaktadır.
“Canavar” sözcüğü ilk başlarda “diri, yaşayan, hayvan” benzer biçimde anlamlan karşılamıştır. Fakat zaman içinde, bu sözcük “cana kıyan, yaban hayvanı, zalim” anlamına kadar kötüleşmiştir.

BAŞKA ANLAMA GEÇİŞ (ANLAM KAYMASI)
Sözcüğün eskiden yansıttığı kavramdan bütünüyle değişik, yeni bir terimi karşılar duruma gelmesine başka anlama geçiş denir. Mana kayması da dediğimiz bu dil olgusunda sözcükler eskiden yansıttığı kavramdan tümüyle ayrılarak yeni bir kavrama isim olur. Eski Türk metinlerinde nesneler için kullanılan “kırmak, kesmek, koparmak” anlamındaki “üzmek” eylemini bugün yalnızca insanoğlu için kullanıyoruz. Tonyukuk yazıtlarında “fikretmek, üstünde durmak, yaslanmak” kavramlarını yansıtan “sakınmak” sözcüğü Türkçede hiçbir ses değişikliğine uğramadan varlığını sürdürmekte, ama mana değişmesiyle “esirgemek, korumak” kavramlarını karşılamaktadır. (Aksan, 1982-111:214-215).

GÜZEL ADLANDIRMA
Ürkütücü, anlamca çirkin, başka şekliyle gereksiz, ayıp ya da söylenmesi ayıp vb. kelimeleri daha güzel, daha hoşa gidici, daha hafifi ya da daha az ürkütücü ürkütücü olarak ifade etmek maksadıyla kafa yaralanan bir ifade yöntemidir. Böylelikle ifadesi daha fena boyutta olan bir kavramın birazcık daha yumuşatılarak ifade edilmesi güzel adlandırmanın temel amacıdır.
Mesela,
Sevilen birisi için “öldü” denmez, “hayata veda etti, sizlere yaşam, son yolculuğuna çıktı, onu kaybettik” denir. Bu örnekte de görüldüğü benzer biçimde öldü kelimesi daha güzel adlandırma ile anlatılmış olmaktadır.
İnsanlar, genel olarak “cin” sözünü kullanmaz, onun yerine “iyi saatte olsunlar” ya da “üç harfli” derler.
Gözleri görmeyen herhangi birine “kör” denilmesi kaba vardır, “görme engelli” denir; kulakları duymayan herhangi birine de “işitme engelli” denir.
“Wc” yerine “Yüznumara, hela, lavaboya gitmek” sözleri; tüberküloz (verem) yerine “ince hastalık” denilmesi birer güzel adlandırma örneğidir.
Güzel adlandırmaya çağıl dilde rastladığımız benzer biçimde halk dilinde ve Türkçenin şive ve ağızlarında da oldukça yoğun olarak rastlanılır. Modern hayatta sakat anlamı yerine engelli, zeka geriliği yerine zihinsel engelli denmesi amacına aynı uygunlukta bir çok sözcük Anadolu ağızlarında üretilmiştir.

RAYLAŞ