OLAY ÇEVRESİNDE OLUŞAN EDEBİ METİNLER

0
221

OLAY ÇEVRESİNDE OLUŞAN EDEBİ METİNLER
13-14. yüzyıllarda şiirin yanı sıra az da olsa olaya dayalı ürünler de verilmiştir. Bunlar Battalname, Danişmendname, Dede Korkut Hikâyeleri ve mesnevilerdir. Bu ürünlerin konusu çoğu zaman Anadolu’nun İslamlaştırılması için yapılan fetihler, “gaza” denilen din savaşları ve kahramanlıklardır. Bu ürünler kaynağını ya yaşanan olaylar ve İslamiyet öncesinden gelen destanlardan ya da Arap ve Fars edebiyatlarında yer alan hikâyelerden (millileştirerek) almış ve Oğuz Türkçesinin olaya dayalı ilk ürünleri böylece oluşmuştur.
BATTALNAME: 8. yüzyılda Emevilerin Bizans’a yaptıkları seferler sırasında yaşamıyla efsaneleşen Arap komutanı Battal Gazi’nin menkıbelerinden oluşan bir eserdir. İslam dininin Anadolu’da yayılışı hakkında fikirler vermektedir. Battal Gazi henüz yaşarken oluşan ve halk arasında dolaşan menkıbeler, bilinmeyen biri tarafından 12. yüzyılda yazıya geçirilmiştir. Bu yüzyılda Danişmentliler Devleti de BizanslIlara ve Haçlılara karşı savaştığından, bu savaşlar da eklenerek Battal Gazi Destanı oluşturulmuştur.
Eserde Türkleştirilmiş olan Battal Gazi, 8. yüzyılda Malatya ve çevresinde BizanslIlarla savaşan bir kahramandır. Asıl adı Abdullah, babasının adı Ömer’dir. Olağanüstü niteliklere sahip bir Alp-erendir (savaşçı ermiş). Zeki, güçlü, bilgili ve yenilmez bir savaşçıdır. Her dili konuşabilir, keşiş kılığında Hristiyanlar arasında dolaşarak düşmanlarını kandırabilir. O zamanki her silahı kullanmakta ustadır. Atı Aşkar da olağanüstü niteliklere sahip, kahraman bir hayvandır.
Anadolu söylencelerinde adı “Seyit Battal Gazi”ye dönüştürülerek evliyalaştırılmıştır. Gösterdiği kahramanlıklar, efsanevi ve masalımsı olaylarla süslenmiş, birkaç yüzyıllık olayları kapsayan bir hayat hikâyesi biçimine bürünmüş, destanlaştırmıştır.
Düzyazı nüshalarının yanı sıra bir de manzum (şiir) yazması vardır. Bu eser, 18. yy. divan şairlerinden Darendeli Kâtipzade Bakayi tarafından yazılmış 7 bin beyitlik bir mesnevidir.

DANİŞMENDNAME: 12. yy.da sözlü ortamda oluşan, 13. yy.da yazıya geçirilen Daniş- mendname, İslami bir Türk destanıdır. 11. yy.da yaşamış, Danişmendliler Devleti’nin kurucusu ve Battal Gazi’nin torunlarından olan Danişmend Ahmed Gazi’nin hayatını, Bizans, Haçlı ve Ermenilerle savaşlarını, fetihlerini ve çeşitli kerametlerini anlatır.
Anlatılan olayların ve sözü edilen coğrafik yerlerin tarihi gerçeklere uygunluğu, kahramanlarının gerçek Türk beyleri oluşu, eserin uzun süre tarih kitabı olarak nitelenmesine neden olmuştur. Battal Gazi Destanı’nın ikinci halkasını oluşturan bir eserdir.
Eserin on dokuz nüshası tespit edilmiştir. Arif Ali’nin yazdığı nüsha, Oğuzcanın Anadolu’ya hakim olduğu yıllarda yazılmış sade bir eserdir. On yedi bölümden oluşur. Nazım-nesir iç içe olması, kahramanların ve yerlerin gerçekliği, Battalname’den farklı yönleridir.
DEDE KORKUT HİKÂYELERİ Başeserimiz olan kitabın tam adı Kitab-ı Dedem Korkut Alâ Lisan-ı Taife-i Oğuzarfdr. 13. yy.da yaşayan Doğu Anadolu Oğuzlarının (Akko- yunlular) savaşlarını, gelenek ve törelerini, tarih ve kültürlerini destansı bir gelenekle anlatan 12 hikâyeden oluşur.
Anlatıcı, Dede Korkut (Korkut Ata) adında bilge, yaşlı bir ozandır. Her hikâyede olaylar bitince Dede Korkut ortaya çıkar ve dua eder. Ayrıca isim koyması, hekimlik yapması, kopuz çalması ve kehanetlerde bulunması, onun bir şaman olduğu kanısı uyandırmaktadır. Bu da hikâyelerin önceden oluşup İslami özelliklerin sonradan eklendiği fikrini doğurmuştur. Aslında her hikâyenin kişilerinin birbiriyle ilişkili, yerlerin aynı, olayların birbirinin devamı gibi olması; büyük bir destan olarak Türklerin zihninde Asya’dan geldiğini ve sonradan sözlü edebiyatta parçalara bölünüp hikâyeleştiğini gösteren kanıtlardır.
15. yy.da yazıya geçirilen hikâyeler, o dönemin Oğuzcasının en güzel örnekleridir. Ne- sirli bölümlerde seci, nazım bölümlerinde de aliterasyonlara yer verilmiştir. Kim tarafından yazıya geçirildiği bilinmemektedir.
Eser, destan çağı bitip hikâye çağının başladığı dönemlerde oluştuğundan, her iki türün de özelliklerini taşımaktadır. Sözgelimi, eserde nazım-nesir karışıktır; konuşmalar nazım, olay anlatımları nesir biçimindedir. Her öyküde mutlaka bir kahraman tipi vardır ve olaylar onun etrafında döner. Ayrıca yer yer olağanüstülükler de vardır.
Bir de ön sözü olan eserin tam bir nüshası Dresden Kütüphanesinde, 6 hikâyelik eksik bir nüshası da Vatikan Kütüphanesindedir.
Hikâyelerin altısında Oğuzların, komşuları olan Hristiyan Ermeni, Rum ve Gürcülerle savaşları; ikisinde iç savaşları; ikisinde doğaüstü güçlerle mücadeleleri anlatılır. İkisi de aşk konuludur.

MESNEVİ
:Mesnevi, divan edebiyatına İranlIların kattığı bir nazım biçimidir. Her beyti kendi arasında uyaklı (aa bb cc …) olduğundan, binlerce beyitten oluşabilir. Bu özelliği nedeniyle, eski dönemlerde roman, öykü vb. düzyazı türleri de olmadığından, uzun anlatılması gereken, olaya dayalı olan konular mesnevi ile anlatılırdı. Ayrıca, aruz ölçüsünün kısa kalıplarıyla yazılır. Bu özelliği de çok sayıda beyit yazılmasına yarar.
Mesnevilerde olağanüstü olaylar, cinler, devler, periler, ejderhalar, masalsı yaratıklar, belirsiz yer ve zamanlar gibi gerçeğe aykırı unsurlara sıkça rastlanır.
Klasik mesnevilerde “dibace (ön söz), tevhid (Allah’ın birliği), münacât (Allah’a yakarış), naat (Peygamber’e övgü), miraciye (göğe yükseliş), methiye (eserin sunulacağı büyüğe övgü), sebeb-i telif (yazılış sebebi) ve ağaz-ı destan (hikâyenin anlatımı), hatime (sonuç)” gibi bölümler olur.
Mesnevi biçimiyle, anlatı türüne giren birçok konu yazılmıştır: destanlar (Şehname), manzum tarihler (Enveri’nin Düsturname), aşk hikâyeleri (Leyla vü Mecnun), dini-tasavvufi eserler (Mevlana’nın Mesnevi, Süleyman Çelebl’nln Mevlid), ahlaki eserler (Nabi’nin Hayriyye), didaktik mesneviler (Yusuf Has Hacip’in Kutadgu Bilig), düğünler, şenlikler (sûrname), şehirleri anlatan eserler (şehrengiz)…
Bir ozanın beş mesneviden birleşik eser bütününe hamse denir. Ali Şir Nevai, Atai, Taşlıcalı Yahya, Lamii, Nergisi gibi şairlerin hamsesi vardır. Dünyada ilk hamseyi, İsla- mi edebiyatın en büyük mesnevi şairi, Genceli Nizami yazmıştır (11. yy.).