Şuurlu Müslüman Abdülaziz Kıranşal

0
380

 

Şuurlu Müslüman

Câbir (r.a.) şöyle anlatıyor, Efendimiz (s.a.s) ile birlikte iken buyurdu ki:
 “Allah katındaki değerinizi öğrenmek ister misiniz?  O halde Allah’ın (emir ve yasaklarının) kendi hayatınızdaki değerine bakın. Kişi Allah’ı ne kadar tazim ederse (emirler ve yasakları konusunda ne kadar titiz davranırsa) O’nun katındaki değeri de o kadardır” (Kandehlevi)
Yani Allah’ın farzlarını yerine getirmek ve haramlarından kaçınmak için gösterdiğimiz teyakkuz hali ve ciddiyet bir anlamda ahiretimizle ilgili bize ciddi ipuçları vermektedir.
Sosyal, siyasal, ekonomik ve ahlaki alandaki her tercihi Allah’ın emir ve yasaklarına göre şekillendirmek, Allah›ın reddettiklerini reddetmek ve tüm hayatı bu bilinçle inşa etmek Allah katındaki değerimizin daha dünyadayken en önemli göstergelerinden olduğu gibi İslami şuur derecemizin de göstergelerindendir.
Hayatın her alanında ortaya koyduğumuz davranışlarımızın, tercihlerimizin, red ve kabullerimizin Allah’ın kitabına ve Rasûl’ünün (s.a.s) sünnetine uygunluğu ne ölçüde ise Allah’ın bize vereceği değer de o ölçüde olacaktır. Bu uygunluğu istenilen ölçüde sağlayabilenler zaten Allah’ın en değer verdiği velilerinden olacaktır.  Bir sahabe Efendimiz’e (s.a.s) “Ey Allah’ın Rasûlü! Allah’ın velileri kimlerdir?” diye sordu, Hz. Peygamber şöyle cevap verdiler: “Görüldüklerinde insana Allah’ı hatırlatan kimselerdir.” (Heysemi) Allah’ı hatırlatmak kamusal alandan siyasi ve ekonomik alana kadar hayatın her safhasında Allah’ın emir ve yasaklarına uygun davranışlar ortaya koyarak muhteşem bir örneklik sergilemekle olur.
Ümmetimizin ve milletimizin büyük sıkıntılar ve kaoslar yaşadığı, ölümcül saldırılarla karşı karşıya kaldığı bu günlerde her haliyle Allah’ı hatırlatan,  tüm zamanını davaya adayan, hiçbir dünyalığın şehvetine kapılmayan, çelik gibi sinirleri olan, geri adım nedir bilmeyen, bir mermi gibi hedefine kilitlenmiş, bilgiye önem verdiği kadar, bilince/şuura da önem veren, tebliğe önem verdiği kadar temsile/örnekliği de önem veren, Allah’ına kul olamayan davasına er olamaz bilinciyle hareket eden, ilk ve öncelikli görevinin alemlerin Rabbi olan Allah’a kulluk olduğunun bilincinde olan şuurlu Müslümanlara olan ihtiyacımız bir kat daha artmıştır.
Şuurlu Müslüman, görev adamıdır. En büyük görevi ise Allah’a kulluktur. Çünkü kulluk, âlemlerin Rabbi olan Allah’ın insana yüklediği en büyük sorumluluktur. Bu görev ifa edilmeden diğer tüm görevler anlamsız kalacaktır. Kulluk bilincinin şuuruna erişildiği zaman dünyanın tüm cazibeleri basitleşir, tüm yorgunluklar huzura dönüşür. Eğer sonunda kulluğun tek gayesi olan Allah’ın rızası varsa tüm çileler zevkle göğüslenir. Hayatı değerli kılan kulluk bilincidir. Varlık gayesini gerçekleştirebilmek, hayatı boş ve anlamsız bir döngü olmaktan çıkarabilmek hep bu yüksek şuur seviyesiyle ilgilidir.
Şuurlu Müslüman, asla kulluğunu sadece bir takım ibadetlerle sınırlamaz, çünkü kulluk, hayatın sadece bazı evrelerinde yapılan bir takım ibadetlerde değil bütün bir hayatı kuşatan etkisiyle kendini göstermelidir. Kulluk, vicdandaki her harekette, organların her işleyişinde,  her davranışta Allah’a yönelmektir. Bu yöneliş esnasında çabanın sonucundan ziyade çabanın kimin için sarf edildiği önemlidir. Eğer yapılan iş Allah için ise sonucu ne olursa olsun önemli değildir. Çünkü asıl başarı ve zafer, yaptığını Allah için yapabilmektir. İşin sonu Allaha aittir.
http://www.milligazete.com.tr/suurlu_musluman/abdulaziz_kiransal/kose_yazisi/32838
RAYLAŞ