Meyve ve Sebzeler
Süt
Ekmek
Tereyağ
Et
Tavuk
Yumurta
Yağlar
Hidrojenize edilmiş sıvı yağlar

Meyve ve Sebzeler

Çiğ sebze ve meyvelerin hazmı kolaydır ve sıhhatli beslenme için yeter- Iidir. Meyve ve sebzelerdeki su, organik asitler, vitaminler ve mikroele- mentler vücut için arındırıcı ve şifa vericidir. Tüm bu maddeler, meyve ve sebze çiğ olarak yendiği vakit kıymetli olur. Pişirilen sebze ve meyveler, suyunu, organik asitlerini ve proteinlerindeki tabii yapıyı kaybederek vitaminlerden yoksun kalır. Kısacası, diri olanlar can verirler. Örneğin, domates ya da ıspanak suyu çiğ olarak tüketildiği vakit vücudun kireçlerini temizler, kansızlığı düzeltir ve vücut direncini arttırır. Domates çiğ yendiğinde kemik erimesini, hatta kanseri Önler. Fakat pişirildiğinde ihtiva ettiği ok- salasid zararlı hale gelerek kireçlenme, damarlarda daralma, kansızlık, böbrek ve safra taşına sebep olur.
Kurutulmuş sebze ve meyveler ise neredeyse taze sebze ve meyve özelliği taşır. Bu sebeple kurutulmuş meyveleri kaynatarak komposto yapmak doğru değildir. Bunun yerine, kuru meyveyi 4 – 7 saat suda beklettikten sonrasında, ilkin suyunu içmek, sonrasında meyvesini yiyecek daha faydalıdır.
Meyve ne olursa olsun yemekten ayrı olarak ya da yemekten ilkin yenmelidir.
Buna mukabil sebze yemekten ilkin ve yemekle birlikte tüketilebileceği şeklinde, yemekten sonrasında da yenmesinde bir sakınca yoktur. Unutulmaması ihtiyaç duyulan nokta şudur: Yemekten sonrasında yenen meyve hazm olmadan mayalanır, İspirto, sirke asidi, gaz oluşturarak tür tür hastalığa ve hatta siroza sebep olur.
Meyve ve sebze, kabuğu soyulmadan çekirdeğiyle yenmelidir. Karpuz, limon şeklinde meyvelerin az da olsa bir miktarını kabuğuyla yiyecek faydalıdır. Balkabağı, patates, patlıcan, kırmızı pancar şeklinde sebzeler fırında ya da közde kabuğuyla pişirilir.
Katı meyve ve sebzeler sıkılırken de ne olursa olsun kabuğu ile sıkılmalıdır (elma, havuç vs.). Meyvelere şeker, süt ya da tuz eklenmez. değişik tür meyve de beraber yenmez. Ama aynı cinsten olanlar, örneğin portakal, greyfurt, limon ya da vişne, kiraz şeklinde meyveler beraber yenebilir. Yalnız, aynı cinsten olup da rengi değişik ise (örneğin kırmızı ve yeşil elma) karıştırılarak yenmemelidir, gaz ve şişkinlik yapar, tki değişik meyve ama 30 dakika-1 saat ara ile yenebilir.
Peygamberimiz (s.a.v.) taze hurmayı kaymakla, kuru üzümü ise ekmekle yerdi. Siz de sıhhatli iseniz, çilek ve hurmayı kaymakla, muzu balla yiyebilirsiniz. Ya da ekmeğiniz tabii, rafine edilmemiş, katkısız undan, tabii maya ile yapılmış ve tandırda pişirilmiş ise, nar ya da üzümle yiyebilirsiniz. Meyve sularını ve meyveleri birbiriyle karıştırmak ama bu meseleyi bilen bir hekimin tavsiyesiyle mümkündür.
Şüphesiz her meyvenin tadında hikmet vardır. Bu şekilde olmasaydı, Allah- ü Teala tüm meyveleri aynı tatta yaratırdı. Bir meyvenin tadını tuzla, şekerle farklılaştırmadan ilkin bu durumu fikretmek gerekir. Sebzelerde de yargı aynıdır.

Yetişme mevsiminde yenen meyve ve sebzeler hastalıkları İyileştirici Özelliklere haizdir, fakat mevsimi haricinde yenen meyve ve sebzeler hastalık yapabilir. Örneğin, buzdolabında dondurulduktan sonrasında oluşan kimyasal değişikliklerden dolayı kavun, elma ya da armut mayalanarak alkol, sirke ya da aseton üretir, sindirim ve metabolizma bozukluklarına, bağırsaklarda çok fazla gaza niçin olabilir. Ya da uzun vakit gizlenen meyve ve sebzede toplanan hormon ve kimyasal maddelerin molekülleri parçalanırsa, bu yeni oluşum eskisinden daha da tehlikeli olabilir.
En sıhhatli meyve ve sebze en yakın bahçe ya da tarladan gelen ve en taze olandır. Bir ekolojik ortamda yararlı olan meyve ya da sebze başka ekolojik ortamda yaşayan birisi için beklenen faydayı sağlayamaz, çünkü ekolojik çevre ve insan bir bütündür.
Kurutulmuş meyveler ve kuruyemişler
Meyvelerin kurutulması esnasında renk koruyucu, güve-böceklere karşı koruyucu ve bozulmayı önleyici olarak Sodyum Sülfit (E221) kullanılır. Araştırmalar sonucunda, sodyum sülfitin gıda yolu ile alınmasının, öğrenme ve bellek bozukluğuna sebep olduğu, beynimiz fonksiyonlarına zarar verdiği ve zaman içinde bu zararın daha da büyük boyutlara çıkmasının kaçınılmaz olduğu tespit edilmiştir
Kimyasal maddelerle kurutulmuş meyve ve kuruyemişler içinde diri kurt sağlamak mümkün değildir. Çünkü ilaçlanan meyveyi hiçbir hayvan, kuş, kurt, böcek ve sinek yemez, hatta mikrop dahi dokunmaz. Pazarda, hangi meyveye arı ve sinekler saldırı ediyorsa, onu alabilmek hangisine yaklaşmıyorsa, ona yaklaşmamak gerekir, çünkü o ilaçlanmıştır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hurma kurtluysa, kurdunu ayıklayıp yerdi.

Sütün yararları ve zararları

Süt

2 yaşına kadar bebek İçin zaruri olan yegane gıda anne sütüdür. Fakat anne-bebek içinde kan uyuşmazlığı var ise kısaca, anne sütünün proteinleri çocuğun vücudunun proteinlerine zıtsa, o vakit anne sütü çocuğun sağlığı için çekince oluşturur. Bu durumda bebek için sütanne aramak gerekebilir. Sağılarak bekletilen anne sütünün hazmı ağırlaşır ve lüzumlu faydayı sağlayamaz.

İnsan, 2 yaşından sonrasında midesindeki süt sindirim sistemini kaybeder. Bundan sonra süt, sütün kendi içindeki mikroplar ve bağırsakta yaşayan mikroplar yardımıyla hazmolunur. İnek sütü dahil tüm hayvanların sütü sağıldıktan derhal sonrasında ılıkken, hiçbir şey karıştırılmadan tüketilirse şifalıdır. Çünkü süt, yeni sağıldığında, hazmı kolaylaştıran mikroplar ve enzimler ihtiva eder. Sağıldıktan sonrasında bekletilen sütte çoğalan zararı olan mikroplar sütü zararı olan hale getireceği için kaynatılması gerekir. Fakat kaynatıldığında hazmı zorlaşır. Çünkü sütün hazmını kolaylaştıran enzim ve mikroplar 43-54 derecede ölürler. Ama günümüzde sıhhatli insan kalmadığı şeklinde hayvanlar da çoğu zaman sağlıksız olduğundan sütü kaynatmadan İçmek doğru değildir.
Antibiyotik tedavisi görenlerde zararı olan mikroplarla beraber bağırsaklardaki mikroplar da yok edildiği için, süt hazmolunmaz, bozulmaya başlar. Vücut bozulan sütteki kalsiyumdan yararlanamaz. Bozulan süt vücutta çok fazla balgam birikimine ve kireçlenmeye,- bunun sonucunda da kemik erimesine,- karaciğer, dalak ve damarlarda tıkanıklığa,- katarakt, sedef ve vitiligoya,- safra kesesi ve böbrek taşlarına,- diş çürümesi ve diş eti hastalıklarına sebep olabilir (özellikle kan grubu “O” ve “A” olanlar için). Değişik ineklerden sağılarak karıştırılan, pastörize edilen süt ama kaynatılarak, zencefil ile ve belli bir miktar ılıklaşınca bal İle karıştırılarak İçilebilir. Sütlü tatlıların üstüne zencefil ya da tarçın serpilebilir. Zencefil, tarçın ve bal, sütün hazmını kolaylaştırır.
Süt İçecek değildir, yemektir. Onun için ufak yudumlarla, ağızda bekleterek içmek gerekir. Süt içtikten sonrasında süratli hareket etmek, uyumak ya da bir şey yiyecek iyi değildir, böbrek ve mesane taşlarına sebep olur. (Özellikle kan grubu “O” ve “A” olanlar için)
Bir ineğin sütü başka ineklerin sütüyle karıştırılmamalıdır. Karışık, pastörize edilmiş ve uzun ömürlü katkılı sütlerin faydasından çok ziyanı vardır.
Karışık ve pastörize edilmiş süt için en iyisi kaynatıp yoğurt yapmaktır. Yoğurt mayasındaki mikroplar sütün hazmedilmesini sağlar. Mikroplarla hazmedilen süt yoğurt olur ve vücut yoğurdu rahatça sindirebilir.

Eski alimler sütün yapısının, hayvanın rengine, boyuna, vücut yapısına, zayıf ya da şişman ya da etinin sert ya da yumuşak oluşuna, başka bir deyişle mizacına gore değiştiğini bilirlerdi. Kısaca sütün özelliği, hayvanın mizacı ile yakından bağlantılıdır. İnsanlarda ve bitkilerde olduğu şeklinde hayvanlarda da 4 değişik mizaç vardır, (insanlarda 4 mizaç ayrımına en uygun fark, 4 değişik kan grubudur.) Bundan dolayı her insan, her ineğin sütünü içemez.Ama kendi mizacı ile aynı mizaca haiz ineğin sütünü tüketebilir. Bu, tıpkı annenin sütünün kimi zaman çocuğuna uymaması gibidir. Bundan dolayı bir ülkeye ait olan hayvan türünü başka bir ülkeden getirilen hayvan türüyle değişiklik yapmak ya da değişik İneklerden sağılan sütü karışmasını sağlayarak tüketmek sıhhatli değildir, hatta kimi zaman tehlikelidir.
Toplumumuzda, Peygamberimizin (s.a.v.) “Süt için” emri yaygın olarak bilinmektedir. Fakat Peygamberimiz (s.a.v.) bu durumu, ömründe asla yapay yem yemeyen, tek deve, tek koyun, tek keçiden ya da tek inekten yeni sağılmış sütü içen ve hayatında asla antibiyotik almamış insanoğlu için buyurmuşlardır. Günümüzde antibiyotik ile tedavi olmayan bir kimse bulunmadığı şeklinde, tabii beslenen hayvandan yeni sağılmış sütün tadını bilen de yoktur.

Süt üretimini çoğaltmak için ineklere verilen gelişme hormonu, insandaki gelişme faktörünü (IGF-1) arttırabilir. Gelişme faktörü, neredeyse tüm dokularda hücre üremesini kontrolsüz bir biçimde artırarak kansere niçin olabilir.

Bu yüzden katkısız mandıra sütü ve ürünlerini tüketmek daha sağlıklıdır.
$ Tabii taze sütü balla içmek rengi güzelleştirir, kilo aldırır. Ballı süt, yaşlı İnsanların kuru ve soğuk mizacına iyi gelir. Kuruluğu azaltır, soğukluğu dengeler.
Tümör ve kansere,- karaciğer, dalak, böbrek ve ten hastalıklarına,- kafa ağrısı-sancısı, kulak çınlaması ve kafa dönmesi şeklinde hastalıklara süt zararlıdır. Bu hastalıklar İçin yalnız deve sütü faydalıdır.
Evde mayalanan tabii yoğurt:
$ Salatalık ile yenen yoğurt yüksek ateşi indirir. Soğan da katılırsa enfeksiyon hastalıklarına iyi gelir.
$ Kaynatılmış yoğurt ishali, hatta kanlı ishali dahi durdurur. Fakat yoğurt kaymağından ayıklanarak kaynatılmalıdır.
P Yağlı yoğurt yeni yanıklara, özellikle güneş yanıklarına sürülürse, ağrıları-sancıları dindirir ve kısa zamanda iyileşmesini sağlar.
$ Yoğurt suyu kanı temizler, karaciğer ve dalaktaki tıkanıklıkları açar, böbrek taşlarını eritir ve sarılığa çok İyi gelir.
$ Bununla birlikte, yoğurt suyu ile pansuman yapmak yaraları temizler ve kapatır,çillere sürülürse çilleri yok eder. Uçuğa sürülürse, kısa zamanda İyileştirir.
$ Aç karnına yoğurt suyu içmek gazı giderir, bağırsaklardaki tabii mikropların yaşamasına destek sağlar.
$ Çok fazla derecede zayıf olanlar için güne yoğurt suyu içerek adım atmak, kam temizler, çok fazla sıcak safrayı soğutup azaltır. Bağırsakları ve dalağı rahatlatarak, hazmı kolaylaştırarak kilo almaya destek sağlar.
$ Saçlar yoğurt suyu ile yıkanırsa parlar ve acele uzar.

Peynir

Peynir, sütün suyu (kısaca yoğurttaki yeşil su) ayrıştırılarak elde edilir. Bu sebeple peynir, süt ürünleri içinde hazmı en ağır olandır. Peynirin hazmını kolaylaştırmak ve kaybedilen yeşil suyu kompanse etmek için domates, salatalık ve yeşillikle tüketmek gerekir. Çiğ sebzeler hafifçe su ihtiva ettiği için peynirin hazmına destek sağlar. Eski hekimler, “Peyniri yalnız yiyecek hastalık verir, lâkin koz ile birleştirene şifa vardıd’, demişlerdir. Bozulmayan peynirin, kısaca koruyucu madde katılan peynirin hazmı da uzun ömürlü sütün hazmı şeklinde ağır olur. Peynirin fazlası vücutta kireçlenme, böbrek ve mesanede taş, damarlarda tıkanıklık ve kemik erimesi yapar. En iyi peynir koyun ve keçi peyniri, eski kaşar, tulum peyniri ve ak peynirdir. En ağır olanı taze kaşar ve krem peynirdir.
Türkiye’nin bir takım bölgelerinde halk, peyniri küflendirerek yer. Küflenmiş peynir yeme geleneği olmayan bir takım insanoğlu da küflü peyniri severler. Bunun sebebi kan grubu “O” olanların peyniri hazmetmekte zorlanmasıdır. Küflü peynirde oluşan mikroplar, peynirin hazmını kolaylaştırdığından, söz konusu peynirin sindirimi daha kolay olmaktadır. Kan grubu “0” olanlar haftada 2-3 kez, her seferinde 50-60 gramdan fazla peynir tüketmemelidir.

Tereyağ

Eski zamanlardan bu yana merhem ve ilaç hazırlamada kullanılmaktadır. Tereyağ, mide ve bağırsakları rahatlatır, vücudu kuvvetlendirir.
Kan grubu “O” ya da “B” olan sıhhatli insanoğlu haftada 2-3 kez tereyağ tüketebilir. Ama tereyağ kan grubu “A” ve “AB” olanların mizacına uygun değildir, tereyağı hazmedemezler. Hazmedilemeyen kalıntılar sivilcelere, çıbanlara ve damar tıkanıklığına neden olur. Nüfusunun büyük çoğunluğu “A”grubu taşıyıcısı olan Tibet’te halk tereyağı küflendirerek yer. Peynir şeklinde, tcreyağın da, küflendikten sonrasında hazmı kolaylaşır.

Ekmek

Ekmek

Buğday tanesinin tüm vitaminleri, enzimleri, mikroelementleri oğulcukta, kabukta ve kabuk altında toplanmıştır. Tanenin merkezinde ise bir tek “derin uyku halindeki” nişasta vardır. Buğday ıslanınca, su, enzimleri eriterek, mikroelementleri ve vitaminleri canlandırır ve nişastaya akıtır. Enzimler nişastayı hafifçe şekere çevirerek, oğulcuğa gönderir. Oğulcuk harekete geçer, filiz çıkarır ve yaşam başlar. Enzimlerin buğday kabuğunun içinde hapsedilmesinin ve nişastanın uyku halinde tutulmasının hikmeti enzimlerin nişasta ile karışmaması, buğdayın zamanından ilkin filizlenmemesi ve yüz senelerce bozulmadan saklanabilmesi içindir. Bu sebeple, buğdaydan un yaparken, kabukları (kepeği) eleyerek atmak ve bir tek ağır Ölü nişastayı un olarak kullanmak cahillikten başka bir şey değildir. Peygamberimiz (s.a.v.) buna hiç bir zaman İzin vermezdi. Sehl İbni Sa’d radiyallahu anh: “Resulullah’ın (s.a.v.) vefatına kadar, ne ak ekmek, ne de elek gördüm* demiştir.
Ak undan meydana getirilen ekmeğin hazmı ağırdır, kanın asitini yükseltir. Safra kesesi, böbrek ve mesane taşlarına,- kılcal ve toplar damarlarda tıkanıklıklara sebep olur. Taze mayalı ekmek ise bağırsaklarda B vitamini üreten mikropları pasifize eder. B vitamini eksikliği de sinirsel dengesizliğe ve kansızlığa neden olur. Sıcak mayalı ekmek bir sürü hastalık ve bağırsak kurtları için kafi bir sebeptir. Mayalı ekmek piştikten minimum 3 saat sonrasında yenmelidir. Fakat mayasız yufka ya da tabii mayalı hamurdan meydana getirilen tandır ekmeği kimi zaman sıcak da yenebilir.

Taze öğütülmüş eski buğdayı kepeğini ayırmadan ömerotu ya da nohut mayası şeklinde tabii mayayla yoğurulup tandırda pişirilen ekmek vücuda yaşam verir, Hamurturuşla da ekmek yapılabilir kısaca hazırlanan hamurdan bir parça gelecek ekmek yapımında kullanılmak suretiyle saklanır, Yeniden hamur harcı yapılacağı vakit maya olarak bu parça kullanılır. Bu hamurdan da bir parça saklanarak yine ekmek yapana kadar bekletilir. Hamurturuşla meydana getirilen hamur harcı geç kabarır. Mesela, akşam hamurturuşla yoğurulan hamur harcı ama ertesi sabah kabarır. Ekmeğin hazmım kolaylaştırmak İçin, hamura çörekotu, zencefil, anason, keten tohumu, kakule, dereotu tohumu katılabilir, üstüne susam serpilebilir. Ekmek yaparken değişik unlar birbirine
karıştırılmamalıdır, çünkü ekmeğin hazmı ağırlaşır (buğday unu, çavdar ya da arpa ile karıştırılabilir). Arka arkaya 2 günden fazla buğday ekmeği yememek, çavdar, pirinç, arpa ya da yulaf ekmeği ile dönüşümlü yiyecek gerekir. Tereyağ, zeytinyağı, İçyağı, bal, reçel ve yağlı sebze yemekleriyle ekmek yenebilir. Ama et, tavuk, balık, tahıl ve süt şeklinde yiyeceklerle beraber ekmek yiyecek hazmı zorlaştırır ve sağlığa zararlıdır.

Büyüklerimiz buğday ya da arpa ununu su, yağ ve bal ile karışmasını sağlayarak, ufak ekmekler yapar, pişirmeden açık havada kurutarak yerlerdi. Böylelikle, başka yiyeceklere gereksinim hissetmeden sıhhatli bir biçimde 100 yıldan fazla yaşamışlardır, Ama bugün eski buğday türleri, arpa, çavdar, kara buğday bundan böyle tarihe karışmıştır. Bunların yerini genetiği değiştirilmiş ve terminatör gen İle silahlandırılmış yeni tahıl türleri almıştır. Terminatör gen eklenen buğdaydan ertesi yıl için tohum alabilmek mümkün değildir.
Yüksek oranda yapışkan albümin ihtiva ettiği için, genetiği değiştirilmiş buğdayların (tip 405-550 şeklinde) hazmı ağırdır. Söz konusu buğday ürünlerini yalnızca tüm tahılları iyi hazmedebilen kan grubu “A” ve “AB” olanlar hazmedebilir. Kan grubu “B” olanlar bu buğday ürünlerini hazımda zorlanırlar,- kan grubu “0” olanlar ise hazmedemezler. Kan grubu “0” olanlarda buğdayın yapışkan albümini mide zarını tıpkı soyar şeklinde etkisinde bırakır, mide asidinin yükselmesine, gastrit, ülser, H. Pylorİ enfeksiyonu, damar tıkanıklığı, yakıcı hastalıklar, kanda PH dengesizliği, alerji, romatizma, mantar, astım ve ten hastalıklarına niçin olabilir. Una katılan ve ekmek yapımında kullanılan katkı maddeleri ile genetiği değiştirilmiş maya, ziyanı daha da artırır. Unda kullanılan katkı maddeleri:
• Yapışmayı önleyiciler: Oxysterİn, Oleic asit, Gliserin (yağlardan elde edilir), Amylase (domuz midesi, küf mantarı ya da GM bakterilerden elde edilir), Cystein/Cystin (insan, domuz ya da at kılından ya da GM bakterilerden elde edilir).
• Beyazlatıcı ve rutubet tutucular: El71 (Titanyumdioksit), E173 (Alüminyum kaynaklı katkı). (“Zihin Kontrolü” ve “Katkı Maddeleri” kısmına bakınız.)
• Koruyucular: Ascorbikasit, tuz.
• Kabartıcı: Sodyum karbonat.
• Sıkıştırıcı: Kalsiyum karbonat-(tebeşir).

Et

Tüm hayvanların genç, adam, siyah ve yağlı olanları tercih edilmelidir. Omuz, sırt eti ile kemiğe sarılmış et daha leziz, daha hafiftir. Her hayvanın sağ tarafındaki et sol yamndakine nazaran daha lezzetlidir. Kırmızı koyunun eti siyah koyunun eti kadar leziz, hazmı ise daha kolaydır. Ak koyunun eti hafifçe, gri koyunun eti ağırdır. Bir yaşındaki siyah ve yağlı adam keçinin eti leziz ve hafiftir. Kuzu, oğlak ve buzağı eti en iyi ve en hafifçe etlerdir. Oğlak eti, kuzu etinden daha kolay hazmedilir ve daha az kalıntı bırakır. Kurutulmuş etin hazmı ağırdır, fakat buzlukta gizlenen etten daha İyidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) at eti yemeye izin vermiş, fakat eşek etini yasaklamıştır.
Allahü Teala, Enam suresi, 146. Ayet’te “Yahudilere tırnaklı hayvanların hepsini haram kıldık. Sığır ve koyunlann ise, sırtlarında ya da bağırsaklarında bulunanlar, ya da kemiklerine kanşanlar dışındaki iç yağlannı (gene) onlara haram kıldık” buyuruyor. Onlara kırmızı et yasaklandığına gore, eti hazmedebilme kabiliyeti de kısıtlanmış ya da kaldırılmış olmalıdır. Ilim adamlarının yapmış olduğu son araştırmalar bu durumu onay ediyor. Hakikaten kırmızı eti hazmetmekte zorluk çeken ya da tam hazmedemeyen bir gurup insan vardır ki bu tür şeyler kan gurubu “A” olanlardır. Onların midesi etin hazmını elde eden asidi o denli az üretir ki, kırmızı eti parçalayamaz. Türk nüfusunun büyük çoğunluğunun (özellikle Karadeniz ve Ege bölgesinde yaşayanlar) kan gurubu “A”dır. İlginç olan, Karadenizlilerin büyük bölümü dana iç yağı kullandıkları halde et sevmezler.

Peygamberimiz (s.a.v.): “Sığır ve dana eti sürekli yenilecek olursa: Alaca (vitiligo), sedef (psoriazis), ciizzam (lepra), fil hastalığı ve daha pek çok hastalığa sebep olur” buyurmuştur.
Bu ayet ve hadisten ve meydana getirilen bilimsel araştırma sonrası anlaşılıyor ki midesi az asit üretenler (kan grubu “A”) bu eti hazmedemez, bir tek çürütür. Çürümüş et kalıntıları kılcal damarları tıkar, kanser, cüzzam, sedef, vitiligo, varis ve fil hastalığı şeklinde hastalıklara neden olur. Bu sebeple kan grubu “A” olanlar tavuk, hindi, keklik, oğlak ve kuzu eti şeklinde daha az mide asidiyle parçalanan etleri ve balığı tercih etmesi gerekir.

Yabani etlerin en güzeli ceylan yavrusu eti ve tavşan etidir. Tavşan eti idrarı artırır, böbrek ve mesanedeki taşlan parçalar (bilhassa “B” ve “AB” kan gurubu taşıyıcıları için faydalıdır).
Dana eti İnsan tabiatına sertlik, koyun eti ise yumuşaklık verir. İnek, keçi ve deve etinin hazmı zor olsa gerek. Ama midesi çok asit üretenler (kan grubu “O” ve “B” olanların midesi) rahatlıkla hazmeder.
Kurban eti İnsan vücudu için muhteşem bir temizleyicidir. İshal edebilir, ateşi yükseltebilir ve eklemleri şişirebilir. Bu, kurban etinin tesiriyle oluşan, iyileşme belirtileridir. Et, kesildikten üç gün sonrasında kurban eti hususi durumunu, kısaca şifa hususi durumunu kaybetmeye başlar. Bir ihtimal bu sebepten Peygamberimiz (s.a.v.) öncelikle kurban etini 3 günden fazla saklamayı yasaklamış, bir süre sonra İzin vermiştir.

Et, İşİtme ve görme duyusunu geliştirir, aklı ve vücudu kuvvetlendirir.
İzgara ya da fırında pişirilen et, haşlanmış etten daha kuru olur. Onun için yeşil salata ile yiyecek gerekir. Pul biber, defne ya da ardıç yaprağı, sarımsak, soğan, zencefil, kekik, kimyon ile pişirilen etin gıda kıymeti baharatlarla zenginleşir. Eti ekmekle değildir, yeşil yapraklı sebzelerle yiyecek gerekir. Böylelikle etin hazmı kolaylaşır ve eti hazmedemeyenlerde ziyanı azalır. Bir hayvanın eti ötekinin eti ile ya da bir hayvanın eti başka hayvanın yağı ile karıştırılmamalıdır. (Sebep “Süt” kısmına anlatılmıştır.) Etli yiyecek yapılacağı vakit, bu yemeği o etin yağında pişirmek en iyisidir, çünkü et ve etin yağı beraber kolay hazmedilir. Et, kendi yağından başka, hayvanî ya da bitkisel yağı özümsemez. Hayvansal yağ da etsiz kolay sin- dirilemez.

Minimum iki sebepten dolayı sosis, salam, pastırma, sucuk şeklinde işlenmiş et ürünlerini yiyecek mümkün değildir. Birincisi, bu ürünler, değişik hayvanların eti ve yağı karıştırılarak hazırlanmış olur,- İkincisi, tüm işlenmiş et ürünlerinde katkı maddesi olarak sodyum nitrit ve sodyum sülfit kullanılır.
Hayvanın yağı, bilhassa iç yağı ve kuyruk yağı, yemeklerde ve ilaç yapımında, kemikleri ise şifalı çorbalar hazırlamak için kullanılır. Sonbaharda ve kışın et yiyecek, ilkbaharda ve yazın ise etten sakınmak sağlığa daha uygundur. Sıhhatli insan haftada 1-3, hatta 5 kez et yiyebilir. Peygamberimiz (s.a.v.) “Şüphesiz et yemeklerin efendisidir” buyurmuştur. Ama Peygamberimizin (s.a.v.) “Sürekli et yiyecek ve et çorbasına devam etmek sorun verir/ kalbi katılaştırır” buyurduğu da malumdur.
Etin cinsiyle birlikte hayvanın iyi mi kesildiği de son aşama önemlidir. “Allah size ölü hayvanı, kanı, domuz etini ve Allah’tan başkası adına kesileni haram kıldı”. Bakara Suresi 173

Allah (c.c.) bu yasağı Kur an-ı Kerim’de tekrarlamaktadır.
Elektroşok verilerek kesilen hayvanın eti ölü hayvanın eti gibidir, bir tek detaylar farklıdır. Böylelikle kesilen etin zararını idrak etmek için şöyleki bir örnek verilebilir:
Muhteşem donanımlı bir kent düşünün. Şehrin müdafa sistemi çok kuvvetli tek bir bilgisayarla yönetiliyor olsun. Milyonlarca kimyasal ve biyolojik toksin üreten, genetik mutasyonlara uğratan, aklınıza gelebilecek her tür tabanca bu bilgisayara bağlı olsun. Bu şehri işgal etmek isteyen akıllı biri, müdafa sisteminin merkezi olan bilgisayar ile müdafa aletleri arasındaki bağlantıyı keserek şehri, asla zarar vermeden tüm güzellikleriyle, olduğu şeklinde alır ve kullanır. Ama akılsız birisi direkt bilgisayarı bombalamaya başlar. Bilgisayar bozulur ve buna bağlı silahlar kontrolsüzce kent halkını ve yerleşim alanlarını tahrip eder. Halk zehirlenerek, şişerek, delirerek ölür ya da yaralanır, yerleşim bölgeleri de harap olur. İşgal edicilerin elinde kokuşmuş, harap olmuş, sağlığı tehdit eden leş dolu bir kent kalır.
Bu misalde bilgisayarın bağlantısını kesenler doğru davrananlardır,- kısaca beyne giden ana damar ve sinirlerin bağlantısını kesmek suretiyle hayvanın kanını akıtanlardir. Bu durumda beynimiz aniden kansız kalmış olarak bayılır ve hiçbir tepki vermez. Fakat kalpl, tüm kan dışarı atılana kadar emek vermeye devam eder ve bu şekilde hayvanın eti kanda dolaşan ve eti zehirleyen tüm maddelerden temizlenir. Elektroşok ile bayıltıldıktan sonrasında kesilen hayvanın etine ulaşınca. Elektroşok hayvanın kalbini durdurur ya da korkulu bir aritmiye uğratır,- fakat beynimiz emek vermeye devam eder ve vücutları korumak için çaba sarfetmek için yüksek oranda, değişik hormonla^ ürettirir. Kan hareketsiz olduğundan içinde bulunan toksinleri, hormonları, atıkları, mikropları, kokuşmuş gazları kemiklerde ve eklemlerde bırakır, etlere sızdırır. Böylelikle et leş özelliği kazanır.

Yukarıda gördüğümüz şeklinde Allah (c.c.) kırmızı eti bir tek yahudilere yasaklamış, ama ölü hayvan etini, kanı ve domuz etini tüm insanlara yasaklamıştır. Ilim adamlarının yapmış olduğu araştırmalarda hiçbir insan topluluğunda domuz eti için sindirim sistemi olmadığı ortaya çıkmıştır.
Her hayvanın sindirim sistemi her herhangi birine hususi olarak verilen rızka uygun yaratılmıştır. Bu sebeple hayvanlar, bir tek onlara hususi rızıkları hazmedebilir. Tabii beslenen hayvan sağlıklıdır, eti, yağı, kemikleri temizdir. Fakat çağımızda hayvanlar fabrikalarda hazırlanan ve hormon, antibiyotik, GM bakteriler İle üretilmiş protein, vitamin ve başka GM bazlı katkı İçeren yemlerle ve genetiği değiştirilmiş ürünlerle beslenmektedir. Hatta, yem olarak , bayat, bozuk ve karışık yiyecek artıkları, zamanı geçmiş cips, bisküvi, kek, şeker ve benzeri şeyler marketlerden toplanarak verilmektedir. Neticede insan şeklinde hastalanan hayvan, tıpkı insan şeklinde ağır ilaç tedavisi görmeye başlamaktadır. İlaç tedavisi gören hayvanın eti, yağı, kemikleri yukarıda anlattığımız faydalardan yoksun kalır, hatta sıhhat için tehdit oluşturur. Bu yüzden et alırken, bilhassa kemik, yağ, karaciğer, böbrek, kalp ve beynimiz tüketirken, ekranda görülen pencereden hemen hemen etkilenmemiş genç hayvanların etini tercih etmek gerekir.
Klonlanmış hayvanların eti ve sütü ilk olarak 2007 yılının baharında, ABD marketlerinin raflarında yerlerini almıştır. Bu hayvanların etleri ve sütleri uzun zamandan bu yana bir takım üçüncü dünya devletlerinde ucuz ürün olarak satılmaktaydı. Klonlanmış İnek, domuz ve keçiler mevzusunda yetkililerin savunduğu sav, bu hayvanlardan elde edilmiş ürünlerin, her gün tükettiğimiz düzgüsel ürünlerle aynı kalitede olduğu ve hiçbir zararının olmadığı yönündedir. Bu da klonlanmış etin market raflarında yerini almasında hiçbir sakıncanın görülmediği anlamını taşımaktadır. Üstelik ilim adamları bu tip ürünlerin ambalajlarında hangi yolla elde edildiklerini bildiren etiketlere gerek olmadığını da belirtmişlerdir.
Klonlanmış hayvanlar üstünde çalışan ilim adamları insanların yıllardan bu yana renklendırici, aroma, tatlandırıcı, et yerine GM soya kıyması şeklinde suni besin tüketmeye alıştığını ve bileşik yiyeceklerin insanlara hiçbir zarar vermediğini iddia etmektedir. Fakat neticeleri tam araştırılmadığı İçin bu ürünlerin vereceği maddi zarar hemen hemen belirgin değildir. Ama içsel ziyanı açıktır. Nisa Suresi, 118-119 Ayet’te anlatılan usulle yetiştirilen hayvanların eti ve sütü muhakkak haramdır.

tavuk etinin yararları ve zararları

Tavuk

Tabii beslenen tavuğun eti yenebilir, yağı ve suyu yemekler İçin kullanılabilir. Ama hormon, antibiyotik, vitamin ve başka kimyasal ilaçlarla ve hazır, katkılı yemlerle yetiştirilen tavuğun etini, yumurtasını ve yağını kullanmak doğru değildir.
Tabii da olsa, tavuk etinin hazmında zorluk çeken bir grup insan vardır ki
bu tür şeyler kan grubu “B” ve “AB” olanlardır. Tavuk etinde onlar için zararı olan bir protein mevcuttur. Bu protein bağışıklık sistemini zayıflatır ve hastalıkları tetikler.
Horozun İyisi hemen hemen ölmeyeni, tavuğun iyisi ise yumurtlama dönemine ulaşmayanıdır.

Kekik, kimyon, karanfil ve dereotu ile pişirilen horoz eti eklem ağrısına, gaza, mide ve bağırsak İltihaplarına iyi gelir. Tavuk eti aklı kuvvetlendirir, meniyi artırır.
Tavuk yemi:
Bu gün tavuk yemi olarak genetik yapısı değiştirilmiş mısır, soya ve buğday şeklinde tarımsal ürünler kullanılmaktadır. Bununla birlikte tavuk yemine GM mikroplar ile üretilmiş protein, vitamin, enzim, hormon ve antibiyotikler, bozulmayı önleyiciler (formaldehit ve nitrat-nitritler şeklinde) ve bir çok katkı maddesi eklenmiş olur. Yumurta sarısının daha sarı, kabuğunun renkli olması için, yeme renklendirici El61 (Xanthophyl) de katılır. Xanthophyl üstüne meydana getirilen araştırmalar yetersizdir ve insan sağlığını iyi mi etkilediği bilinmemektedir. Ama tavuğun yağında ve yumurtada bu maddeye rastlanmıştır.

Yumurta

Taze tabii yumurtanın beyazı çiğ olarak İçildiğinde zehirlenmeye, şes kalınlığına ve kısılmasına iyi gelir. Protein, doymamış yağ ve mineral kay-‘ nağı olan yumurtayı hepimiz tüketebilir.Meydana getirilen emekler, taze yumurtanın kalp hastalıkları ve yüksek kolesterolle ilişkisi olmadığını ortaya çıkarmıştır.
En iyi yumurta tabii beslenen tavuğun, yumurtlama periyodu başlangıcında yumurtladığı, 1-3 günlük taze yumurtadır.
Haftada 1 -2 kez yumurta yiyecek yeterlidir. Fakat yumurta sevenler haftada 3-5 kez taze tabii yumurta yiyebilirler. Taze yumurtayı çiğ olarak, ya da yağ İçinde yarı pişirerek, ya da 3 dakika kaynatarak yiyecek faydalıdır. 5 dakika kaynatarak da yenebilir. Böylelikle yenen yumurta alerji yapmaz. Fakat 5 dakikadan fazla kaynatılan ya da 10 günden daha bayat olan yumurta zararlıdır. Unlu besin mamulleri ve bisküvilerdeki yumurta tozu kısaca bayat yumurta, pastörize edilmiş yumurtalar ve buzdolabında aylarca beklemiş yumurtaların proteinleri kan dolaşımına geçerek, ağır zehir şeklinde emek vermeye başlar, böbrekleri negatif etkisinde bırakır ve vücut şiddetli alerjiyle tepki verir.
Yumurtanın tazeliği şu şekilde tespit edilir:
Tuzlu su içine bırakılan taze yumurta kabın dibinde yatay halde durur. Tuzlu suda dik duran yumurta, orta tazeliktedir. Ama suyun üstünde yüzen yumurta bozulmuş anlamına gelir.
Taze yumurtanın akı saydamdır, sarısı dağılmamıştır ve esnektir.
Bayat yumurtanın hava boşluğu büyümüştür ve içi bozulmuştur; sallandığı vakit ses çıkarır.

 

Yağlar

İnsan vücudunun yağa ihtiyacı vardır: Tüm hücre duvarları yağ ihtiva eder. Yağ, iç ten altında, organların ve kasların çevresinde toplanarak depolanır ve organları dışarıdan gelen tehlikelerden korur. Vücut ısısını ve su kaybını denetim altında meblağ. Ten alt kısmındaki yağ, deriye esneklik ve güzellik verir, yaralanma ve iltihaplanmadan korur. Saçları, kılları, deriyi yumuşatır ve parlatır. Yağda eriyen vitaminleri ve besleyici maddeleri taşır, emilimine yardım eder. Mideyi yavaş terk ettiğinden doygunluk hissi verir.
Çoklu doymamış yağlar Omega-3 ve Omega-6, hücre zarlarının yapısı, hücre büyümesi ve bölünmesi, kanın pıhtılaşması, tansiyon ve kolesterol seviyesinin dengelenmesinde; damarlarda kan pıhtılaşması ve yağ birikmesinin önlenmesinde,- damarlardaki hasarların azaltılması ve düzeltilmesinde ve bağışıklık sisteminin çalışmasında destek sağlar.
İdeal omega yağı kaynaklan, zeytinyağı, koz, koz yağı, keten tohumu ve yağı, yağlı balık, taze köy yumurtası, semizotu ve tohumu, ısırgano- tu ve tohumu ve tüm yeşil yapraklı sebzelerdir.
Soya yağı ve ayçiçek yağı da omega yağları açısından zengindir. Fakat bundan böyle bu derslik yağlar kategorisinden çıkmış durumdadırlar. Çünkü soya yağı ve ayçiçek yağı üretiminde bir tek GM tohumlar kullanılmaktadır.
GM mısır, GM ayçiçek ve bir çok GM tohumdan elde edilmiş sıvı yağlar, hidrojenize edilmemiş dahi olsalar, sindirilemezler. Çünkü tabiatta mevcut olmayan, yaratılmamış yiyecek İçin sindirim sistemi de yaratılmamıştır.Bitkisel yağlar eskiden çekirdeklerden ve tohumlardan soğuk sıkma İle elde edilirdi. Bugün ise yağ ekstraksiyonu sıkıştırma makinelerinde, 1 10°C ısı, toksik kimyasal yağ çözücüler ve yüksek basınçla yapılır.
Uygulanan bu ısı, tazyik ve kimyasal çözücüler, doymamış yağ asitlerinin karbon bağlarını koparır, özgür radikaller oluşturur ve özgür radikallerden korumakla görevli olan E vitaminini ortadan kaldırır. Bu işlemden geçen keten tohumu yağı, ayçiçek yağı ve mısırözü yağı şeklinde bitkisel yağlar kanser, şeker hastalığı, karaciğer hastalıkları ve beynimiz hastalıklarına yol açabilir. Ekstraksiyondan sonrasında bir takım yağlara hidrojenleştirme işlemleri yapılır. Margarinler, hidrojenize bitkisel yağlar ve kısmen hidrojenize bitkisel yağlar bu gruba girerler.

Hidrojenize edilmiş sıvı yağlar

Hidrojenize edilmiş sıvı yağlar

Ayçiçek yağı, mısır yağı, pamuk yağı şeklinde yağlar yanma derecesini yükseltmek, dayanıklı hale getirmek ve raf ömrünü uzatmak için hidrojenize edilir. Hidrojenize etmek, sıvı yağların moleküler yapısına yüksek tazyik ortamında, katalizör ile hidrojen atomları ilave ederek, sıvı yağların kimyasal formülünü değiştirmektir. Yağlar tabii dahi olsalar bu işlemden sonrasında yiyecek özelliğinden çıkarlar. 1940’lardan bu yana meydana getirilen araştırmaların da gösterdiği şeklinde hidrojenleştirme sonucu elde edilmiş bu yağlar kanser, kalp ve damar hastalıkları, diyabet, aşırı kiloluluk, yüksek kolesterol ve bağışıklık sistemi hastalıklarına kadar uzanan pek çok sıhhat probleminin membaıdır.
Margarin üretilirken ayçiçek, soya, hurma ve pamuk yağı şeklinde değişik bitkisel yağlar birbiriyle karıştırılır ve nikel katalizör ile hidrojenize edilir. Ayrıca yağda eriyebilen gliserol ve lesitin (Domuz gliserol ve lesitini olabilir) şeklinde emülgatörler, A, D, E vitaminleri ve bununla birlikte margarine tad ve kokusunu veren tereyağı aroması, zeytin aroması şeklinde doğala özdeş aromalar eklenmiş olur. Sitrik asit, laktik asit, potasyum sorbat şeklinde türlü koruyucu maddeler, su, yağsız süt tozu, tuz katılır ve karıştırılır. Bu işlem sonucu elde edilmiş margarinin kimyasal yapısı ile plastiğin kimyasal yapısı içinde bir tek bir molekül farkı vardır. Bileşik madde özelliği taşıyan margarini, insan ya da hayvan sindirim sisteminin hazmetmesi imkansızdır.
Genetiği değiştirilmiş tohumlardan elde edilmiş yağlar, hidrojenize edilmiş sıvı yağlar ve margarin
• Hazmedilemez ve vücutta birikir.
• Karaciğeri bozar, sivilceleri çoğaltır.
• Fena kolesterolü yükseltir, iyi kolesterolü düşürür.
• Damarlarda birikir, damarları daraltır ve kılcal damarlarda sert tıkanıklıklar oluşturur.
• Kan basıncının yükselmesine sebep olur.
• Atheroskleroz ve koroner kalp hastalığı ve kanser riskini beş katma çıkarır,
• Anne sütünü azaltır ve standardını düşürür.
• Bağışıklık sistemini zayıflatır.
• İnsülin aktivitesini düşürerek kandaki şekerin yükselmesine sebep olur.

Kızartıldıktan sonrasında bekletilen yağda ya da İşlenmiş gıdalardaki yağda, yağ oksidasyonu ile toksik Özellikte peroksitler ve özgür radikaller oluşabilirki bu daha büyük tehlikelere neden olur. Bu yüzden kavrulmuş ve bekletilmiş kuruyemiş, cips, bisküvi, yağda kızartılmış ve bekletilmiş hazır yiyecekler ve bir defadan fazla kızartmada kullanılan yağlan tüketmek doğru değildir. Kuruyemiş, kavrulur kavrulmaz, patates kızartması İse asla eğer olmazsa, kullanılmamış yağda kızartılarak beklemeden yenmelidir.
Pişirme esnasında özgür radikaller oluştuğu için, tabii bitkisel yağlan da, çiğ olarak kullanmakta fayda vardır.

Hayvani yağlar kısaca doymuş yağlar ise zannedildiği kadar tehlikeli değildir. Eti kendi yağı ile pişirmek ve yiyecek etin daha kolay hazmedilmesini sağlar. Et kendi yağından başka bir yağı Özümsemez. Hayvan iç yağı ve kuyruk yağı da etsiz kolay hazmedilemez. Kan grubu “O”, “B” ve “AB” olanlar, tabii beslenen hayvanların yağını eti İle beraber rahatça kullanabilirler. Fakat, hayvani yağı hazmedemeyen “A” grubu taşıyıcıları, hayvani iç yağı bir tek ilaçlar için ve ara sıra yemekler için kullanabilirler (karalahana yemeği için kullanılan inek iç yağı şeklinde).
Beynimizin ortalama %60’ı yağ asitlerinden oluşur. Bunun yarısı doymamış yağ asitleri, başka yarısı da doymuş yağ asitleridir.

Doymuş yağlar, hücre zarının yüzde 50’sini oluşturur ve hücre metabolizmasında mühim rol alır.
Kalsiyumun kemiklere taşınmasını, karaciğerin toksinlerden korunmasını sağlarlar ve iyi kolesterol (HDL) miktarını arttırırlar. Sindirim sistemi organlarını zararı olan bakterilere karşı savunur, bağışıklık sistemini kuvvetlendirirler.

Doymuş yağlar ısıtma ve pişirme işlemlerinde bozulmazlar. Onun için kızartma ve kavurma işlemini bu yağlarda yapmak daha doğrudur.

Ama, tabii beslenmeyen hayvanların yağı zararlıdır. Çünkü hayvan vücudu da tıpkı insan vücudu şeklinde yetersiz hazımdan sonrasında oluşan kalıntı ve zehirleri yağda depolar.
Sıhhatli insanoğlunun haftada 2-3 kez yağ yemesi kafi olabilir. Yağ tüketilmezse de vücut kendi yağını üretir. Fakat Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “40 güne kadar et ve yağlı yememeye devam etmek, ahlâkı bozar, tabiatı değiştirilir, buyuruyor. 40 günde bir kez, hatta haftada iki-üç kez yağ yiyen sıhhatli insanoğlu için, yağın hayvansal ya da bitkisel olması ehemmiyet taşımaz. Fakat her gün yağ yiyenler, hayvani yağlar yerine zeytinyağını tercih etmelidir.

Fazla ve zararı olan yağ damarlarda ufak kütleler oluşturur. Bu kütleler kanla dolaşırken, kolesterolle kaplanmaya başlar (poşetlenir) ve derinin yağ bezlerine gönderilir, oradan sivilce ve çıbanlar şeklinde ten üstüne çıkar. Kandaki fazla yağın sivilce ve çıbanlar şeklinde vücuttan atılması en zararsız yoldur. Bundan daha kötüsü, kandaki fazla yağın “kolesterollü poşetler” halinde damarların duvarlanna yapışarak, kireçle kaplanmasıdır. Böylelikle çimentolaşmış damar çeperleri sertleşir, kalınlaşır. Neticede, damarlar daralarak, kan akımı yavaşlar, kan koyulaşır ve mecburen gerilim yükselir. Kan, daralan damarlardan organlara kafi oranda ulaşamaz hale gelir,- organlar oksijenden ve zaruri gıdalardan yoksun kalmış olarak zayıflar. Damarın tıkandığı yerde damar patlaması ya da nekroz kısaca doku ölümü oluşur. Nekrozun meydana geldiği bölümde ise yara, kanama, iltihaplanma ve sertleşme olur.
Yüksek kolesterolden kurtulmak İçin, kolesterolü ilaçla düşürmek yerine, iyileşinceye kadar bir tek zeytinyağı yiyecek, beslenmeyi düzeltmek, sarımsaklı ilaç içmek ve karaciğeri temizlemek gerekir.

RAYLAŞ